Archive for the ‘Güncel’ Category

Hayvanların Hakları Neden Yok?

Posted: Mayıs 25, 2014 by sevgiyagmurbulut in Güncel

Hayvanlar hakkında söylediklerimiz ile gerçekte onlara uyguladığımız muamele arasındaki  tutarsızlığın nedeni hayvanların bizim için mal statüsünde olmalarıdır. Hayvanlar sahibi olduğumuz ve mal sahipleri olarak onlara vermeyi uygun gördüğümüz değerden başka değere sahip olmayan metalardır. Hayvanların mal statüsü, insanca muamele ilkesinin ya da hayvan refahı yasalarının gerektirdiği varsayılan her tür tartıya vurma işlemini anlamsız kılar, çünkü bizim gerçekten tartıya vurduğumuz, malları olan hayvanların çıkarları karşısında mal sahiplerinin çıkarlarıdır. Böyle bir tartının ibresinin hiçbir zaman değilse bile nadiren hayvanlardan tarafı göstereceğini kabul etmek için de öyle aman aman bir mülkiyet hukuku ya da iktisat bilgisi gerekmez. Biri size otomobilinizin ya da kol saatinizin çıkarlarını kendi çıkarlarınızla tartıya vurmanızı önerse, gayet yerinde bir tepkiyle bu öneriye saçma gözüyle bakarsınız. Otomobiliniz ve kol saatiniz sizin malınızdır. İkisinin de ahlaken önemli çıkarları yoktur; mal sahibi olarak onlara biçtiğiniz değerden başka bir değeri olmayan birer eşyadan ibarettirler. Hayvanlar, sadece mal olduklarından, genellikle çıkarlarını yok saymamıza ve ekonomik bakımdan kârlı olduğunda onlara en korkunç acı ve ıstırapları çektirmemize veya öldürmemize izin verilir.

Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği ‘Kış Uykusu’ filmi Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü’ne layık görüldü.
Ceylan ödülünü alırken, “Ödülümü son bir yılda Türkiye’de hayatını kaybeden gençlere adıyorum” dedi.
Ceylan ödülüün Uma Thurman ve Quentin Tarantino’nun elinden aldı.
Bu ödül daha önce 1982 yılında ‘Yol’ filmiyle yine Türkiye’ye gitmişti.

poz(1)

Başrolde Haluk Bilginer var
‘Kış Uykusu’nun başrolünde Haluk Bilginer yer alıyor.
Filmin diğer önde gelen oyuncuları Demet Akbağ, Melisa Sözen, Ayberk Pekcan, Serhat Mustafa Kılıç, Tamer Levent, Nejat İşler ve Nadir Sarıbacak.
Filmde Kapadokya’da inzivaya çekilen emekli bir oyuncunun hikayesini anlatılıyor.
Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü ‘Foxcathcher’ filmiyle Bennet Miller’ın oldu.
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü Timothy Spall’a (Mr. Turner), En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Julianne Mooore’a (Map to Stars) gitti.
Jüri Özel Ödülü, Xavier Dolan imzalı ‘Mommy’ye, En İyi Senaryo Ödülü Andrey Zvyagintsev’in ‘Leviathan’ına gitti.

Cannes’daki ilk ödülü değil
Ceylan, ‘Uzak’ filmiyle 2003′te ‘Büyük Jüri Ödülü”nü kazandı.
2006′da ‘İklimler’ Cannes’da FIPRESCI ödülüne layık görüldü.
2008′de ‘Üç Maymun’ ile En İyi Yönetmen ödülünü aldı.
2009 yılında festival jürisinde yer alan Ceylan, 2011′de ise ”Bir Zamanlar Anadolu’ ile yine ‘Büyük Jüri Ödülü’ne layık görüldü.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/05/140524_altin_palmiye_ceylan.shtml

Çerkesler 150 Yıldır Özür Bekliyor

Posted: Mayıs 25, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Çerkeslere yapılan soykırım sonucu Anadolu’ya gelmeleri ve nasıl asimile oldukları hakkında güzel bir yazı. Bir kısmını paylaşıyorum, devamına linkten ulaşabilirsiniz.

1854 yılında Rus Çarlığı tarafından başlatılan soykırımda binlerce Çerkes katledildi. Bundan 150 yıl önce, 1 milyonun üzerinde Çerkes yaşadıkları topraklardan zorla sürülerek hayatını kaybetti. Anayurtları Kafkasya’da bir dilleri ve kültürleri olan Çerkesler, yüzyıllarca süren direnişe rağmen, Çarlık Rusyası’nın strateji planları doğrultusunda anayurtlarından koparıldı. Çerkesler, yaşamlarını 150 yılı aşkındır Anadolu’da sürdürüyor. Sürgünden kaçan Çerkeslerin Türkiye’deki sorunu ise devletin yerleşik asimilasyon politikası. Kaybolmaya yüz tutan Çerkesçe’yi, kültürel haklarını tanımayan zihniyeti, kültürel ayrımcılığı, Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Koordinatörü Betül Dinçer ve Genel Sekreter Zeki Kartal gazetemize anlattı.

>>150 yıl önce gerçekleşen sürgün ve soykırım sürecini kısaca anlatabilir misiniz?
Çerkeslerin güzel yurdu Kafkasya, sürekli güçlü orduların saldırılarına maruz kaldı. Bu savaşların en uzun ve acımasız olanı 1763-1864 yıllarında süren Rus-Kafkas Savaşları’dır. Bu savaşlar süresince 500 binden fazla Kafkasyalının öldüğü tahmin edilmektedir. Eşitsizler arasında 101 yıl süren kanlı savaşlar ve yaşanan soykırım, 21 Mayıs 1864’de Soçi yakınlarında Kbaada Vadisinde (Krasnaya Polyana) Çerkeslerin yenilgisi ile sonuçlandı ve Çarlık Rusyası, Kafkasya’yı tamamen işgal etti. Çarlık Rusyası’nın “etnik temizlik” kararı ile 1 buçuk milyon civarında Çerkes, yurtlarından kopartılarak Osmanlı topraklarına gönderilmek üzere, Tuapse, Soçi ve Sohum gibi liman kentlerine toplandı. Yüz binler gemilerle başta Varna, Samsun, Sinop ve Trabzon olmak üzere Osmanlı kentlerine hırçın Karadeniz üzerinden nakledildi. Köhne gemilerle yola çıkarılan atalarımızın yaklaşık üçte biri, yollarda ve yerleştirildikleri bölgelerde hastalık, açlık ve kötü yaşam koşulları nedenleri ile hayatlarını kaybetti. Osmanlı topraklarına ulaşabilenler, belli bir iskân politikası çerçevesinde, geniş Osmanlı coğrafyasına dağıtıldı. Osmanlı topraklarına ulaşabilen Çerkesler, İmparatorluk sınırları içerisindeki Anadolu ve Rumeli topraklarına yerleştirildi.

>>Osmanlı topraklarına ulaşabilen Çerkeslerin yaşadıkları belli yerler var mı?
Rumeli’ye yerleştirilenler, 1877-1878 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nın (93 Harbi’nin) ardından yeniden Anadolu, Suriye, Ürdün ve Filistin’e sürgün edildiler. Anadolu coğrafyasında bulunan Çerkesler, Güney Marmara’da İstanbul’dan başlayıp İzmit, Adapazarı, Düzce, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale bölgesine yerleştirildiler. Yerleşimin diğer bir kolu da Karadeniz bölgesinde Sinop-Samsun’dan başlayarak Ürdün-Amman’a uzanmış hat üzerinde, Samsun, Amasya, Tokat, Yozgat, Çorum, Sivas, Kayseri, Maraş, Adana ve Hatay bölgelerinde yoğunluk kazandı.

>>Peki, sürgün sonrası yaşananlar?
Yaşanan sürgün sonrasında Osmanlı’nın geniş coğrafyasına dağıtılmış Çerkesler, Osmanlı yıkılırken imparatorluk sonrası yaşanan ulus‐devletleşme sürecinde, yeni sürgünler ve kimlik sorunu ile karşı karşıya kaldılar. Farklı ulus devlet sınırları içinde kalan ve bulundukları ülkelerin ulus kimliklerini benimsemek baskısı altında bırakılan Çerkeslerin kendi kimliği ile söz konusu ülkenin ulus kimliği arasında ciddi gerginlikler yaşandı. Tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri kendi coğrafyasında varlığını sürdürmüş olan Çerkeslerin büyük çoğunluğu, başka topraklarda “yabancı-muhacir” olmaya zorlandılar. Ve kendileri için yabancı olan deneyimleri ya da süreçleri anlamak, kabul etmek ve de onlara uyum sağlamak zorunda kaldılar. Başka toplumların yaşamlarında “öteki” olmayı ağır bedeller ödeyerek öğrendiler. Sürgünle yaşanan tarihsel kırılma bu toplumun sadece geçmişini değil geleceğini de etkilemiştir ve sonuç olarak Çerkesler, kendi topraklarında uluslaşma sürecini tamamlayamadan, bu süreci yaşayan başka ulus devletlerin milliyetçi baskılarına maruz kalmıştır.

>>Tam da milliyetçi baskılardan bahsetmişken Çerkesler için tasarlanmış, Osmanlı döneminden başlayan özgün bir asimilasyon sürecinin varlığından söz edebilir miyiz?
Kesinlikle, bir asimilasyondan bahsedebiliriz. Osmanlı zamanındaki asimilasyon Türklüğe doğru değil, Çerkeslerin İmparatorluk’un bir parçası olması için yürütülüyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan asimilasyon ise Türkleştirme politikası olarak uygulandı. Çerkes Ethem ayaklanmasının ardından Çerkesler “hain” ilan edildi. Milliyetçi kesimde de Çerkeslere ilişkin böyle bir yargı oluştu. Bu algı ile Çerkes olduğumuzu söylememizin dahi sorun teşkil etti.

Kaynak: http://birgun.net/haber/cerkesler-150-yildir-ozur-bekliyor-14826.html

Sen Diktatör Olduğun İçin Sokaklarda Vuruluyoruz

Posted: Mayıs 23, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin 70. Mali Genel Kurulu’na Başbakan Erdoğan’ın tavırları damga vurdu. Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisine diktatör dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmaya başladığı sırada salonu terk etti.

PROTOKOL İHLAL EDİLDİ
TOOB’un Genel Kurul’unda protokol kuralları ihlal edildi ve önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuşma yaptı. TOBB protokolüne göre, yıllardan bu yana önce ana muhalefet partisi liderleri, daha sonra ise Hükümet yetkilisi konuşuyordu.

DİKTATÖR OLSAM DOLAŞAMAZSIN!
Protokol ihlal edilerek öne alınan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşması sırasında karşısında oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na çattı. Erdoğan “Bu ülkenin başbakanına defaatle diktatör yakıştırmasında bulunanlar var. Karşımda oturuyorlar (eliyle Kılıçdaroğlu’nu göstererek). Tayyip Erdoğan diktatör olacak, sen meydanda dolanacaksın öyle mi? Bu tip yakıştırmalarla ülkenin huzurunu bozarsınız. Önce ağzından çıkanı kulağınızın duyması lazım” dedi. Kılıçdaroğlu ise Erdoğan sözleri üzerine gülümseyerek tepki verdi. Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik sözlerini de hatırlatan Erdoğan “Ne diyor başkan? Sivil bir Cumhurbaşkanı diyor. Sen nesin, sivil değil misin, hadi aday ol. He siz halen apoletli bir aday arıyorsanız onu bilemem” ifadelerini kullandı.

‘ERDOĞAN KAZAYA İMAN EDER!’
Soma’daki işçi katliamıyla ilgili de konuşan Erdoğan şu skandal ifadeleri kullandı: “Tevekkül asla ve asla tedbirsizlik anlamına gelmez. Kader ve kaza tedbiri elden bırakmak anlamına gelmez. Tayyip Erdoğan kaza ve kadere iman eder. Ancak buna inanmayanların da olduğunu biliyoruz. Bununla alay eden köşe yazarları da gördük.”
Erdoğan, bu sözlerinin ardından ise “Bu facianın ardından Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedi ve olayın bütün yönleriyle aydınlatılacağını iddia etti.

KORKUDAN DİNLEMİYOR
Bu sözleri üzerine Erdoğan, kendisinden sonra konuşma yapmak için kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu’nu dinlemeden salondan ayrıldı. Kılıçdaroğlu ise yaptığı konuşmada TOBB yönetimini eleştirirken Erdoğan’a da cevap verdi. TOBB’un neden protokol kullarına uymadığını soran Kılıçdaroğlu “Geçen yıl gelememiştim davet edilmemiştim. Bu yıl davet edildiğim için geldim. Eğer TOBB’un yöneticileri korkuyorlarsa korkmasında bu ülkede Cumhuriyet ve demokrasi var” dedi. Erdoğan’ın kendisini dinlemeden salondan ayrılmasına da değinen Kılıçdaroğlu “Neden beni dinlemiyor? Cesaret edemiyor” ifadelerini kullandı. Başbakan Erdoğan’ın, CHP’nin hazırlattığı “Vatandaş vergisini veriyorsa Hükümet de hesabını verecek” afişini yasaklattığını söyleyen Kılıçdaroğlu “Allah aşkına herhangi bir billboardda bu ilanı yasaklayan bir Başbakan’a dünyanın hangi modern ülkesinde sıradan bir devlet adamı kimliği ile seslenilir. Yasama ve yargı benim için ayak bağı diyen anayasayı çiğneyen bir kişiye ne denir? Bana değil gidin bir hukukçuya sorun” dedi. Kılıçdaroğlu, Soma’ya ilgili ise AKP’ye tepki göstererek “Allah aşkına istifa sözcüğü aklına gelen bir siyasetçi var mı?” ifadelerini kullandı.

***

Saldırmaya doymuyorlar

İstanbul Okmeydanı’nda Berkin Elvan ve Soma’da katledilen madenciler için anma eylemi yapan gençlere yönelik polis saldırısı sonucu Uğur Kurt adlı yurttaş başından gerçek mermiyle vurularak ağır yaralandı. Kurt, vurulduğu sırada bir cenaze için bulunduğu cemevinin bahçesinde bir bankta oturuyordu. Beyoğlu Belediyesi’nde taşeron işçi olarak çalıştığı öğrenilen 30 yaşındaki Kurt, Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi’nde yapılan ilk müdahalenin ardından hayata döndürüldü ve yoğun bakım servisine alındı. Uğur Kurt’un durumunun ciddiyetini koruduğu, mermi çekirdeğinin boyun kısmının altında bulunan deride kaldığı ve bölgeyi tamamen zedelediği belirtildi. Kurt’un tomografi görüntülerinde gerçek mermi kullanıldığı ve mermi çekirdeğinin sağ yanaktan girip sol boyun kısmında deri altında durduğu görüldü. Uğur Kurt kaldırıldığı hastanede gece saatlerinde yaşamını yitirdi.

ARINÇ’TAN AÇIKLAMA
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Okmeydanı’nda cemevinin önünde Uğur Kurt’un vurulmasıyla ilgili açıklama yaptı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Okmeydanı’nda yaşananlarla ilgili bilgi vererek, “Eğer bir polisin silahından çıkan kurşunla, hiç günahı olmayan bir yurttaşımız, seken kurşunla dahi yaralanmış olsa bu olaya adı karışanların derhal adliye önüne çıkartılmasını ve gereken cezaların verilmesini temenni ediyorum” diye açıklamada bulundu.

‘AMBULANSA İZİN VERİLMEDİ’
Görgü tanıkları olay yerine ambulansın yaklaşık 40 dakika sonra geldiği ve Uğur Kurt’un çok kan kaybettiğini söyledi. Ayrıca Uğur Kurt‘un yaralanmasının ardından ambulansın cemevi’ne girişine polisin izin vermediği ve yaklaşık 20-25 dakilalık bir gecikmeyle olay yerine ulaştığı belirtildi.
Kurt’un halası Esma Ceylan’ın cenaze töreni için Cemevi’nde bulunduğunu anlatan görgü tanığı İsmail Önder polisi cemevinde cenaze olduğu konusunda uyardıklarını söyledi: “Uğur başsağlığı için gelmişti. Eylemciler cemevine uzak bir yerdeydi. Yaklaşık olarak eylem yapılan yer ile cemevi arasında 30-40 metrelik mesafe var. Polise cenazemiz olduğunu belirtmiştik.”

BİR SALDIRI DA AKŞAM
Uğur Kurt’a yönelik polis saldırısı dün akşam saatlerinde vurulduğu yerde yapılan bir yürüyüşle protesto edilmek istendi. Yürüyüşe polis yine izin vermedi. Yürümek isteyenlere ise polis TOMA’lar ve gaz bombalarıyla saldırdı. Kadıköy ve İzmir’de de halk yaşananları yürüyüşle protesto etti.

http://birgun.net/haber/sen-diktator-oldugun-icin-sokaklarda-vuruluyoruz-14738.html

.

Alevi Sünni Ayrımında Son Nokta

Posted: Mayıs 23, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Türk Kızılayı İstanbul Şube Başkanı ve eski Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın kardeşi İlhami Yıldırım, Okmeydanı’nda çıkan olaylar sırasında Uğur Kurt’un vurulmasının ardından Twitter hesabından “Ya bu ülkede eşşek gibi sessizce yaşayacaksınız ya da defolup gideceksiniz!” yazdı.

Yıldırım, Okmeydanı’nda çatışmalar yaşanırken şunları yazdı:

Biz bu ülkeyi molotofla, tabancayla, havai fişekle, taş, sopayla değil, Nene Hatunlarla, yırtık ayakkabıyla savaşarak kurduk! Size mi vereceğiz?

“Ya bu ülkede eşşek gibi sessizce yaşayacaksınız ya da defolup gideceksiniz! Sizlere her kim destek oluyor, yüz veriyorsa o da şerefsizdir!

“Eğer arpanız fazla geldiyse o arpayı önünüzden almayı da biliriz! Arpa taşıyanları da biliriz.”

İlhami Yıldırım, gelen tepkiler üzerine önce bir süreliğine hesabını askıya aldı, ardından tweetlerini gizlemeye aldı. (EKN)

http://bianet.org/bianet/diger/155897-esek-gibi-sessizce-yasayacakmisiz

Bu nasıl bir vicdandır diyemem çünkü vicdandan çok nefret var. Yazıklar olsun.

Değer miydi?

Posted: Mayıs 23, 2014 by nevinorhan in Güncel

Ülkemizde son zamanlarda giderek artan ölüm haberleri, artik halkta siradanlasiyor.Ne kadar acı..Sabah kalktigimizda bugün yine neler olcak bakalim sorusunu sorar olduk kendimize..İnsan hayati bu kadar basit olmamali, bir can bu kadar kolay alinmamali insan elinden.
Dün Okmeydani’nda cıkan olaylarda sadece polis suçludur diyene de ‘Vicdan’ diyorum sadece..Ülkemizde nefret duygusu o kadar artmis ki bazı gruplar olay olsada sokaklari yakip yiksak kafasindalar. Bu bazilarini kizdirabilir ama kimse kusura bakmasin.Eger geride kalan bir es ve iki cocuk varsa herkes once kendini yargilayacak.Öyle hale geldik ki birinin acısını unutamadan diğerine ağlar olduk.Berkin icin gösteri yapiliyor bir baskasi ölüyor, Soma’daki katliam icin gösteri yapiliyor Uğur Kurt ölüyor.Yarinda Uğur Kurt icin yapilan gosteriler sirasinda can veren insanimiza aglayacagiz..Değer mi peki? 20 amaçsiz, anarsik gosterici değer miydi? Sen nasil bir zihniyete sahipsin ki gündüz vakti bir mahallede izinsiz gosteri yapip zirhli aracin tutusmasina sebep oluyorsun.Bunun izahi Soma olamaz.Bunun izahi yok..Polis aracin icinden cikamasa yanarak can vericek, peki ne bekliyosun? bunu yaptiktan sonra polisin seni kutlayacak mi tabiki silahlar patlayacak.Umarim daha büyük acilar yasayin, masum bir insanin ölümüne sebep oldugunuz belkide direk siz olduğunuz icin hep huzursuz olun..
Ayrica, klavye kurtaricilari..Sizin durumunuz daha vahim.Cok akilli oldugunuz icin siz yazip gonderin bazi basmayan beyinlerde sokaklara dökülsün ne güzel..Ama yazarken polisi suclamayi unutmayin, zaten herkesi polis vurdu.Sokaklar cıvıl cıvıl polis adam öldürüyor, bak sen şu işe..Kimse sanildigi gibi masum degil bunda anlasalim..Gorevimi yapiyorum ben deyip fazlasini yapan poliste, hakli davamizda gosteri yapiyoruz deyip yakip yikan daha büyük felaketlere zemin hazirlayan gostericide..
Daha farkli daha yapici çözümler bulmak lazim, yapilan gosteride, yürüyüste daha gercek yapilmali..İnsanlar bahane edilerek siyasi ideolojiler catismamali. Yoksa nice evlere atesler düsecek..
Ben hicbir zaman hicbir görüsün uç noktasinda savunucusu, destekcisi olmadim, olaylara iki taraftanda bakabilmeyi tercih ettim.Hele ki ortada bir can varken..Ölen Alevi insanimizda bizim, yerin altinda hayatini kaybeden insanimizda bizim..Hani cizmemi cikarayimda sedye kirlenmesin diyen o guzel insan varya, keske onun kadar yüreği temiz olabilsek..Siyaseti bir kenara atalim ve gercekten icimizden gelerek cikarsizca onlar icin birseyler yapalim.Unutmayalim, unutturmayalim.Sokaklari atese vererek degil aklimizi kullanarak, yetkili olmadan etkili olamayiz once bunu anlayalim..
Allahim yasamini yitiren bu insanlarimizin mekanlarini cennet eylesin, dualarimiz her seferinde yasanan acinin son olmasi…

Okmeydanı’nda Yaralanan Uğur Kurt Hayatını Kaybetti

Posted: Mayıs 23, 2014 by ezgimeylul in Güncel

Okmeydanı’nda yaralanarak hastaneye kaldırılan Uğur Kurt, hayatını kaybetti. Saat 22.50 sıralarında Uğur Kurt’un ölüm haberini alan yakınları hastane önünde gözyaşlarına boğuldu.

Okmeydanı’nda polis ile bir grup arasında olaylar çıktı. Polis, molotof ve taş atan gruba gaz bombası ile müdahale etti. Olaylar sırasında bir kişinin yaralandığı ve durumun ağır olduğu öğrenildi.

Okmeydanı Şark Kahvesi önünde toplanan bir grup Soma maden ocağı faciasını protesto için gösteri düzenlemek istedi. Yüzleri maskeli grup, sloganlar attı. Ardından yola barikat kuran ve çevreye gelişi güzel saldıran göstericiler, polisin biber gazıyla yaptığı müdahalenin ardından ara sokaklara dağıldı. Ara sokaklarda devam eden olaylar sırasında yüzleri maskeli grup molotofkokteylleriyle polise saldırdı. Bu sırada polisin “akrep” adı verilen zırhlı aracına molotofkokteyli isabet etti. Polis aracı alev alırken, araçtan inen polis memuru havaya ateş açtı. Olaylar sırasında ağır yaralanan Uğur Kurt hayatını kaybetti.

Türkiye’de İstatistiklerle Gençler

Posted: Mayıs 22, 2014 by nevinorhan in Güncel

Türkiye nüfusunun 2013 yılında %16,6’sını genç nüfus oluşturdu

Türkiye nüfusu 2013 yılında 76.667.864 kişi iken bu nüfusun 12.691.746 kişisi “15-24” yaş grubundaki genç nüfustan oluştu. Genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %16,6 oldu. Genç nüfusun %51,2‘sini erkek nüfus, %48,8’ini kadın nüfus oluşturdu.

Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi Türkiye oldu
Avrupa Birliği (AB) üye ve aday ülkelerinde 2013 yılında genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı incelendiğinde; genç nüfus oranının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu görüldü. AB-28 üye ülkelerinin genç nüfuslarının toplam nüfus içindeki oranı %11,5 iken bu oran Türkiye için %16,6 oldu.

Türkiye’den sonra en fazla genç nüfusa sahip ülkelerin sırasıyla; %15 ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi, %14,7 ile İzlanda, %14,6 ile Makedonya, %13,8 ile Karadağ ve %13,5 ile Litvanya olduğu görüldü. Genç nüfus oranının en düşük olduğu ülkelerin ise %9,9 ile İtalya ve İspanya, %10,5 ile Slovenya, %10,6 ile Yunanistan olduğu görüldü.

Genç nüfus oranının 2075 yılında %10,1’e düşeceği tahmin edildi

TÜİK tarafından yapılan nüfus projeksiyonlarına göre, Türkiye nüfusunun 2023 yılında 84 milyon 247 bin kişi olacağı tahmin edildi. 2023 yılında genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %15,1 olarak tahmin edilirken bu oranın 2050 yılında %11,7‘ye, 2075 yılında ise %10,1’e düşeceği tahmin edildi.

Yükseköğrenimde net okullaşma oranı %38,5’e yükseldi

Yükseköğretimde net okullaşma oranı 2011/’12 öğrenim döneminde %35,5 iken 2012/’13 öğrenim döneminde %38,5’e yükseldi. Türkiye’de 2012/’13 öğrenim döneminde yükseköğretim kurumlarından herhangi birine kayıt yaptıran öğrencilerin %51,1’i genç erkek nüfus iken %48,9’u genç kadın nüfus oldu.

Yüksekokul mezunu genç nüfusun en yüksek oranda olduğu il Eskişehir oldu

Ulusal Eğitim İstatistikleri Veritabanından elde edilen bilgiye göre 2013 yılında lise ve dengi okul mezunu gençlerin oranı %31,1 iken yüksekokul ve üzeri okuldan mezun olan gençlerin oranı ise %7,5 oldu.

Lise ve dengi okul mezunu genç nüfus oranının en yüksek olduğu ilin %49,5 ile Karabük, en düşük olduğu ilin ise %13,9 ile Şanlıurfa olduğu gözlendi. Yüksekokul ve üzeri okul mezunu genç nüfus oranının en yüksek olduğu ilin %13,6 ile Eskişehir, en düşük olduğu ilin ise %3,2 ile Şanlıurfa ve Van olduğu görüldü.

Gençlerin %14,3’ü her gün tütün mamulü kullandı

Gençlerin %14,3’ü 2012 yılında her gün tütün mamulü kullandı. Genç erkeklerde bu oran %24,1 iken genç kadınlarda %4,6 oldu. Hiç tütün mamulü kullanmamış olan genç erkek oranı %65,1 iken genç kadınların %88,9’u hiç tütün mamulü kullanmadığını belirtti.

Genç erkeklerin %81,6’sı hayatı boyunca hiç alkol kullanmadı

Hayatı boyunca hiç alkollü içecek kullanmamış olan gençlerin oranı 2012 yılında %87,3 iken genç erkeklerde bu oran %81,6 genç kadınlarda ise yaklaşık %93 oldu. Alkollü içecek kullanan gençlerin %16,1’i ilk kez 14 yaşından küçükken alkollü içecek denediğini belirtti.

Gençlerin %83,9’u gelecekten umutlu olduğunu söyledi

Türkiye genelinde 2013 yılında gelecekten umutlu olduğunu belirtenlerin oranı %77 iken bu oranın genç erkeklerde %83,4, genç kadınlarda ise %84,4 olduğu görüldü.

Gençlerin umut düzeyinin en yüksek olduğu iller sırasıyla, %93,9 ile Kırıkkale, %93,3 ile Çanakkale ve %93,2 ile Artvin oldu. Bu oranın en düşük olduğu illerin ise %65,5 ile Yalova, %67,3 ile Ağrı ve %68,9 ile Muş olduğu görüldü.

Mutlu olduğunu beyan eden gençlerin oranı %65,1 oldu

Türkiye genelinde 2013 yılında mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı %59 iken genç nüfusta bu oran %65,1 oldu. Genç erkeklerin %60,9’u, genç kadınların ise %69,2’si mutlu olduğunu beyan etti.

En mutlu genç nüfusun bulunduğu il, Kırıkkale oldu

Gençlerin mutluluk düzeyinin en yüksek olduğu iller sırasıyla; %82,2 ile Kırıkkale, %81,8 ile Çankırı ve %80,1 ile Düzce oldu. Gençlerin mutluluk düzeyinin en düşük olduğu illerin ise %43,2 ile Tunceli, %49,8 ile Batman ve %53,6 ile Osmaniye olduğu görüldü.

Gençlere göre en önemli mutluluk kaynağı sağlık oldu

Gençlere onları hayatta en çok neyin mutlu ettiği sorulduğunda, %50,3’ü sağlıklı olmanın mutlu ettiğini belirtti. Gençlerin %19,7’si ise kendilerini hayatta en çok sevginin mutlu ettiğini ifade etti.

Gençleri en çok aileleri mutlu etti

Gençlere hayatta onları en çok kimin mutlu ettiği sorulduğunda, %72,8’i ailelerinin mutlu ettiğini belirtti. Kendilerini en fazla anne/babalarının mutlu ettiğini ifade eden gençlerin oranı ise %10,6 oldu.

AB üyeliğine destek veren gençlerin en yüksek oranda olduğu il Hakkari oldu

Avrupa Birliği üyeliğinin kendi yaşamlarına olumlu etkisinin olacağını belirten gençlerin oranı Türkiye genelinde %43,8 iken bu oranın en yüksek olduğu ilin %80,3 ile Hakkari, en düşük olduğu ilin ise %24 ile Burdur olduğu görüldü.

Gençlerin %52,3’ü AB üyeliğini destekledi

Türkiye genelinde Avrupa Birliği üyeliği için referandum yapılması durumunda, üyelik yönünde oy vereceğini belirtenlerin oranı %46,5 iken genç nüfusta bu oran %52,3 oldu. Bu oranın en yüksek olduğu ilin %84 ile Hakkari, en düşük olduğu ilin ise %25,2 ile Şırnak olduğu görüldü.

Kaynak:TÜİK,Yaşam Memnuniyeti Araştırması

MODERN KÖLELİKTEN 150 MİLYAR DOLAR KAZANÇ…

Posted: Mayıs 21, 2014 by adlenalem in Güncel

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun son raporunda ortaya çıkan veriler, örgütü bile şaşırttı. Rapora göre, dünya genelinde 21 milyon insan zorla çalıştırılıyor.

Bu rakamın üçte ikisi seks endüstrisinde, geri kalanları ev içi işçilik, tarım, inşaat ve madencilikte çalışıyor.

Zorla çalıştırılan işçiler sayesinde elde edilen yasadışı kâr miktarı da dudak uçaklatan cinsten. Tam 150 milyar dolar yani yaklaşık 315 milyar Türk lirası.

ILO bu rakamın tahmin edilenin çok üzerinde çıktığını belirtti. Bu konuda en mağdur olanların da göçmenler olduğu belirtildi.

Rapora göre zorla çalıştırılan işçiler sayesinde elde edilen kar çalışanların cebine gitmiyor ya da kârdan vergi ödenmiyor.

Örgütün Genel Direktörü Guy Ryder’a göre rapor, modern köleliğin yeni bir evreye girdiğini gösteriyor.

Hükümetlere sorunun temeliyle mücadele etme çağırısı yapan Uluslararası Çalışma Örgütü, bunun için yoksulluk, iş fırsatları ve eğitim eksikliği gibi konularda adım atılması gerektiğini belirtiyor.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25516892

Sabah gazetesi, Doğan Grubu’nu “yalan haber” yapmakla suçladı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Soma’da bir kişiyi tokatladığı iddiasını eleştiren Sabah gazetesinde “Kaleminden kam damlayan Doğan’ın gazete ve televizyonları soma faciası sonrası halkı sokağa dökmek için her yolu deniyor” ifadeleri yer aldı. Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu da Sabah gazetesinde Doğan Grubu aleyhinde yer alan haberlere tepki göstererek, “Sabah gazetesi medya savaşı ile gündemi değiştirmek istiyor. Tek başına bırakın gündem değiştirmeyi, gündem takibinden bile aciz hale düştüğü için sağa sola sataşıyor, yardım arıyor. Yardım etmeyeceğiz, bu oyuna gelmeyeceğiz. Medya savaşı tuzağına daha önce de düşmedik, bugün de düşmeyeceğiz” dedi.

http://t24.com.tr/haber/sabah-ile-dogan-grubu-yeni-safak-ile-bbc-arasinda-soma-kavgasi,258606

Din sosyolojisi bilimsel olarak çok kısa sayılabilecek bir geçmişe sahiptir. Felsefe, teoloji, tarih, vb. gibi alanların din ve toplum arasında bulunan bağ ile ilgili ürettikleri bakış açıları, bugün bizim için önemli bir birikim sağlamış olsa da bu birikimin önemli ve ilgi gören bir durum olması kısa bir süre önce gerçekleşmiştir. Hem sosyolojinin hem de din sosyolojisinin tarihsel olarak aynı durumlar karşısında veya içerisinde oluştuğu hatta aynı konu üzerine farklı yaklaşımları olduğu dikkat çekmektedir.

Din sosyolojisi, din ile toplum arasında bulunan bağı ve bu bağdan ileri gelen yapı ve unsurları kavramsal temelde açıklamaya çalışmaktadır. Din sosyolojisinin artık bağımsız olarak şekillenmesi sağlayan olay örgüsü Batı aydınlanmasının dini aleyhteki söylemleriyle kesişen formlar ile bağlantılıdır. Evrimci ve ilerlemeci olarak bahsedilen dinin, sosyolojik düşünceye aktarılması tabii ki zor ve hatalı olmuştur. Sonuçta bu Batı geleneği din karşıtı söylemlere yardım etmek çabası içerisine girmiş ve kendine bunu görev edinmiştir. Comte ve Durheim’ın analizlerinin temelinde aydınlanmacı gelenekten gelen farklı ve olağan dışı bir din algısı vardır.

Din sosyolojisini bağımsız olarak değerlendirmemize olanak sağlayan aslında batı toplumlarında zaman içerisinde değişen ve belki de karmaşıklaşan durumlardan dolayı yeni bir tanımlama yapılmasına olan ihtiyaçtır. Dini gündelik hayatın bir yapı taşı olarak alan ve analizlerini bunun üzerinden yapan teolojik argümanların toplumsal geçerliliği azaldıkça, yeni bir anlayışa ve hatta tanımlamaya ihtiyaç da artmıştır. Bütün bu durumlar ve olay örgüsü aslında “din sosyolojisi” kavramını sorunlu ve analizi en zor olan kavramlar arasına almamız gerektiğini göstermektedir.

Türkiye’de de din sosyolojisinin yeri oldukça yenidir. Dinin, toplumsal konumunu, toplumun kendisi üzerinden çıkarımlar ve analizler vasıtası ile anlama gayesi içerisinde olan bu yeni kavram, analiz ettiği konuların toplumsal bir gerçeklik ile kesişmesinin yanı sıra özgür ve cesur olunmasını gerektirmektedir.

Din sosyolojisi, Batı’nın hedef, değer ve dünya görüşünün haricinde şekillendirme gayesi, aslolanı gözden kaçırmaya sebebiyet verme hatta gizleme riski barındırdığından ötürü sorunludur. Din ve toplum bağının herhangi bir formu Batı’daki gibi sert ve hızlı değişim ve dönüşüme fırsat vermemiştir. Diğer taraftan popüler din çalışmalarının sosyolojik bir araştırma gibi sunulması bu alandaki çalışmalar üzerinde yanlış okumalara sebep olmuştur. Dinin gündelik bir kavram olması ve üzerine çok konuşulması sebebi ile birçok farklı disiplinin ilgisini çekmiş ve seçenekleri arttırmıştır. Ne yazık ki, sürekli belli kalıplar ile hareket eden perspektiflerden sağlanan bilgi verimsiz ve bir o kadar birbiri üzerinden geçersiz olmuştur. Bu bağlamda da din sosyolojisinin başlıca misyonu yaratılmış evreni meşru kılmak ve kuralcı ve bilişsel aygıtın analizini yapmak ile sınırlı kalmıştır. İçeriğini göz ardı ederek din sosyolojisini basitleştirmek ve sadece din aleminin bir parçası gibi tutma çabası dikkat çekicidir.

Din sosyolojisi çalışmaları, Hristiyanlık’ta bazı kalıplar edinmiş ve bulabilmiştir. Din sosyolojisi Marshall’ın dinsel kurum ve inanç köklerine Neo-Hegel’ci eleştisine dayanan ancak Durkheim, Simmel, Smith, Troeltsch ve Weber’in araştırmaları ile ilişkilidir. Toplumun “Tanrısal bir Evren”den bağımsız izlenip araştırılması ve değerlendirilmesi gerekliliğini sosyolojinin temel görevi olarak belirlemiştir. Sosyologlar dini kutsala gönderme yaparak tanımlamışlar, neden olarak da böylesi bir tanımın toplumsal karşılaştırmaya fırsat verdiğini söylemişlerdir. Türkiye üzerinede ise bu durum yeterince fark edilmiş veyahut tartışılmış değil. Hakim sosyolojik teoriler Türkiye’ye özel olarak bakmak yerine kendi kalıpları ile incelemiş ve sonuç olarak sekülerizmin getirileri doğrultusunda değişen bir toplum olmuştur.

Kendi içerisinde din sosyolojisi de zenginleşmekte ve gelişmektedir. Fakat Comte, Durkheim veya Weber’in yaklaşımları birçok açıdan bırakılmış olsa dahi kurucu ruh aynı şekilde korunmaktadır.

Türkiye’de din sosyolojisi çalışmalarına din ve siyaset ilişkileri büyük bir ölçüde yön vermektedir ve bu bir sorun teşkil etmektedir. Türkiye Batılılaşma arzusu içerisinde iken mevcut toplumsal durumunun doğru analizini yapamamış ve bu analizi yapma girişimi için ise geç kalmıştır. Bu durum Türkiye’de düşünce dünyasının laikleşmesi sürecinde resmi ideolojiye çıkar sağlayan bir ilim haline getirmiştir. Modernleşme sürecinde yaşanan zorluklardan ötürü bir şekilde meşrulaştırma mekanizması ve yolu aranmıştır. Bunun sonucunda sosyoloji yeni ve laik devletin resmi bilimi halini almıştır. Toplumun yeniden şekillendirilmesi ve inşa çalışmaları nedeni ile ‘din’ kavramı yeniden yaratılmak ve tanımlanmak durumunda kalmıştır.

Din kavramının İslam bazında ne şekil bir okumaya maruz kalacağına verilen cevaplar, ilk dönem sosyolojik araştırmaları ve sosyoloji literatürünü sorunlu kılan temadır. Bu vesile ile laikliğin sosyolojik düzeyde de temellendirmesi yapılabilecektir. Dinsel-toplumsal refleksin önü kesilebilecektir. Oysa dinin geleneği hala toplum üzerinde belirleyici ve önemlidir. 1980’lerde ortaya çıkan yeni bir dinsel canlılık dönemi vardir. Bu canlılık dinsel benlik ve aidiyet duygusunun tanımlarının sosyolojik durumu, din ve ona bağlı olarak oluşan tüm hareketlerin araştırılmasını gündeme getirmiştir. Ne yazık ki 1980’li bu canlılık var olan problemlerin üstesinden gelinmesi ile gelmiş değildir hatta bu canlılık bir süre sonra sorunları teyit mekanizmasına dönüşmüştür.

Türkiye’de yapılan sosyolojinin kuramsallığına bağlı kalarak gerçekleştirilen din sosyolojisi çalışmalarını, modern bilim akla daha az yatkın hala getirmiş; dinsel betimlemelerin egemenliğini yok etmiş, aile kavramının tanımının yeniden şekillendirilmesi ile din ve dini etkiyi biraz daha azaltmış, teknolojinin kapasitesinin herşeye yeteceğini vurgulamış ve tanrı fikrinin gereksiz olduğunu ve akıldışı olduğunu vurgulamıştır.

İlahiyat alanında yapılan araştırmalar ve çalışmalar da bu sorunlardan asla ayrı ve bağımsız tutulamaz. İlahiyat’ta din, tarihi bir bakış ve İslam’i bir çerçevede ele alınmaktadır, sosyal bilimlerin bakışları önem görmemekte ve kullanılmamaktadır.

Din sosyoloğu olarak tanımladığımız bireylerin, Batı’dan devşirme analizleri ve kavramları kendine mal etme uğraşı gerçekte ihtiyacımız olan her türlü özgün ve yenilikçi oluşumu sekteye uğratmaktadır. Bu durum ise bir şekilde bazı kesimlere güç kazandırma durumuna dönüşme tehlikesi yaratmaktadır. Bu sorunları aşmak adına temelde özgürlük, ahlak ve bilim algısı olmak üzere birçok konu ve kavram üzerine düşünmeye ihtiyaç vardır.

Ve zaman ile siyasetin emrinde bir bilim arayışının sakıncaları anlaşılmaya başlanmış ve her geçen gün daha iyi bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu sebepten dolayıdır ki bilimin herhangi bir dalını siyasete yön veren bir araç ve yol haritası olarak görme durumu kaybolmaktadır.

Kaynakça

Bünyamin Solmaz, “Sosyoloji ve Din Sosyolojisi Tarihinde Din Odaklı Yaklaşım ve Yöntem Tartışmaları”, Din Sosyolojisi -Klasik ve Çağdaş Yak laşımlar-, eds. Bünyamin Solmaz, İhsan Çapcıoğlu, Konya: Çizgi Yayınları

Jean-Paul Willaime, Sociologie des religions
Peter Berger ve Thomas Luckmann, “Din Sosyolojisi ve Bilgi Sosyolojisi”, İlim ve Sanat
Charles Y. Glock, “Birleşik Devletler’de Dinsel Bir Uyanış Var mıdır?”, Toplum Bilimleri Sözlüğü, çev. Esen
Sinanoğlu, Ankara: Unesco Türkiye Milli Komisyonu Yayınları, 1982
Ünver Günay, Din Sosyolojisi, İstanbul: İnsan Yayınları, 2003
Şerif Mardin, Türk iye’de Din ve Siyaset, der. Mümtaz’er Türköne, Tuncay Önder, İstanbul: İletişim Yayınları,1992
Necdet Subaşı, Gündelik Hayat ve Dinsellik , İstanbul: İz Yayınları, 2004
Adnan Ekşigil, “Felsefe Tarihi ve Dine Bakışta Ussal Kurgulama”, Sosyal Bilimleri Yeniden Düşünmek , İstanbul: Metis Yayınları, 1998

ŞİDDET

Posted: Mayıs 15, 2014 by adlenalem in Güncel

Adam dövmeyi, şiddeti  sizden öğrenecek değiliz edasıyla adam tokatlayan bir başbakan, o başbakan olacak şahsın tokatladığı vatandaşı öldüresiye döven koruma ordusu ve yerdeki vatandaşı tekmeleyen bir danışman ve bu tekmeyi meşrulaştırmak için özgür ve şerefli basının yazdıkları. Başbakan şiddete başvuruyorsa eğer kendini protesto edenler karşısında haklılığını ispat için, halka da şiddet kullanma hakkı doğar sömürüldüğü, öldürüldüğü,sıradanlaştırıldığı,yalnızlaştırıldığı ve metalaştırıldığı için. Halkın şiddet kullanması demek, çok kötü günler ve bir iç savaş hali demek biliyorum ve farkındayım. Ancak, bazen başka seçenek bırakmaz hayat insana ve Allah bizi bu seçeneği kullandıracak günleri yaşatmasın.

 

 http://haber.stargazete.com/guncel/basbakanlik-musaviri-yusuf-yerkelin-vurdugu-o-sahis-bakin-kim-cikti/haber-883570

KALBIMIZ SOMADA

Posted: Mayıs 15, 2014 by yagmursikilar in Güncel

Daha kaç insan olmeli? Kac cocuk babasiz kalmali? Kac es evde ekmek beklerken olum haberi almali? Bambaska bir ulke haline geliyoruz belkide gelmistik bu aci olaylarla daha da fazla anliyoruz aylardir. Is kazasi deniyor acisi olan insanlarin acisi katlaniyor. Mecliste uyuyan 13bin alirken, yerin altinda calisan 900lira aliyor ve aciyi yerin altindaki insanlarimiz yasiyor.. Geriye birakacak ne miraslari var nede birikmis azda olsa paralari, ne var biliyomusunuz sadece birakabilecegi yurek dolusu sevgileri ve acilari var.. Simdi bu ulkede adalet varmi sorusuna cevap cok acik.. Basbakan insan olamazken, yerin dibinden cikarilan adam ‘beni birakin arkadasimi alin karisi hamile’ diyor. Bizim boyle guzel insanimiz var donup kendinden utanmasi gerekenler ise dunyadan bir haber hayatlarina devam ediyor.. Utanc verici, ne aci../

Soma

Posted: Mayıs 14, 2014 by sevgiyagmurbulut in Güncel

300 kişinin ölümünü 1800′lerde meydana gelen kazalarla olağan bir durum gibi göstermeye çalışan iktidar.

“Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir.” diyebilecek kadar gaddar bir kalp ve koltuk hırsları adeta bir uyuşturucu misali kanlarına işlemiş politikacılar..

2014′ü 1800′ler ile bir tutabilen başbakan bizimle dalga mı geçiyor? Biz gençlerimizin eline bilgisayar/tablet verdik diyerek teknolojisiyle övünen başbakanın aklına bu teknolojiyi  insanların hayatını korumak için kullanmak gelmiyor mu? bu ülkede insan hayatını bu kadar değersizleştirme çabası neden?!

Maden ocağının kapısında yaşamını yitiren vatandaşların ismi açıklanırken, babasının veya eşinin ismini duymamak için dua eden insanlara ”olağan” diyebilen insana da helal olsun!

Tayyip Erdoğan ”Bunlar olağan şeylerdir.”  derken

Olan yine evine ekmek götürebilmek için yerin binlerce km derinliğinde çalışan işçilere

Babasını, kocasını, abisini kaybeden yüreklere oldu.

Soma protestolarına polis müdahalesi

Posted: Mayıs 14, 2014 by esracelik3 in Güncel
  • Soma’daki maden ocağı faciasının ardından birçok yerde protestolar başladı. ODTÜ’de Soma’daki ölümleri protesto etmek için Enerji Bakanlığı’na yürümek isteyen öğrencilere polis müdahale etti.
  • Maden ocağının sahibi Soma Holding’in Levent ofisi önünde TOMA ve polis eşliğinde protesto gerçekleştirildi. Polis TOMA ve bariyerlerle sokağı kapattı, eylemciler sokağın girişine “Plazalarınız kimlerin üzerinden yükseliyor” yazdı.
  • Manisa’nın Soma ilçesinde kömür ocağında dün meydana gelen faciada hayatını kaybeden işçiler için Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi başlatıldı. Sabah saat 05:00′da Galatasaray Lisesi önüne gelip yüzlerini kömürle siyaha boyayarak oturma eylemi başlatan dört arkadaşa yoldan geçen vatandaşlar da destek oldu. Baretli kömürlü oturma eylemine katılanların sayısı artıyor.
  • Taksim Meydanı’na gelen yaklaşık 30 kişilik grup, Soma’daki maden faciasıyla ilgili protesto gösterisi düzenledi. AKM’ye yüzlerini dönerek bir süre sessiz şekilde bekleyen eylemciler daha sonra yavaş yavaş yere düştüler. Grup bir süre yerde hareketsiz yattı. Eylemciler açıklama yapmadan meydandan uzaklaştı. Aynı eylem İstanbul metrosunda da yolcuların şaşkın bakışları arasında gerçekleştirildi. Yolcular teker teker zemine uzandı. Metroda gerçekleştirilen protestonun fotoğrafları eylemciler tarafından sosyal paylaşım sitelerinde yayınlandı.

http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/soma-protestolarina-polis-mudahalesi

 

 

KARA ELMAS ?

Posted: Mayıs 13, 2014 by adlenalem in Güncel

Bugün öğleden sonra Manisa’nın Soma ilçesinde yine maden işletmesinde meydana gelen bir kaza haberi vardı medyanın başköşesinde. Bir Türkiye gerçeği haline gelen maden kazaları ve bu kazalar neticesinde gerçekleşen ölümler, muhtemelen bir kaç gün duyarlı!!! medyamızın gündeminde olur ve ölümler konuşulur. Medyada bu haberi gören insaf! ve vicdan! sahibi vatandaşlarımızda Takdir-i İlahi diyerek, gelecek yeni ölüm haberlerinde üzülmek üzere kendi hayatlarında ki yolculuklarına devam ederler. Sadece Manisa’ da ölenler için değil ölen insanlığımızın da başı sağ olsun…  

Yardım Eder Miydiniz?

Posted: Mayıs 13, 2014 by ezgimeylul in Güncel

Merhaba arkadaşlar,

Bugün internette sitelere bakarken bir deney gördüm ve sizinle paylaşmak istiyorum. Deney Fransa, Paris’ te gerçekleştiriliyor. İki kişi birbirinden farklı giyiniyor; biri iş adamı gibi, diğeri evsiz bir insan olarak. Düşündüğümüzde insanlar ikisine de yardım etmiştir sonuçta bir insan yolun ortasına öksürerek uzanıyor ve “Yardım edin” diyor. Ben izlediğim zaman şaşırdım, kendimi de sorguladım ve bu sorgulama sonucunda pek bir mutlu olduğum söylenemez. Linkte sizlerle videoyu paylaşıyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.

http://onedio.com/haber/gorunuse-gore-insanlara-yardim-edenler-302675

 

Türkiye’de Bir İlk!
Uygulamalı sosyoloji çalışmaları ile kurulduğundan günden bu yana Türkiye’de hep ilklere imza atan YESO-DER, “yenilikçi tasarım merkezi” çalışmalarına verdiği destekle de sosyoloji alanına yeni bir soluk getirdi.
İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) Yaratıcı Endüstrilerin Geliştirilmesi Mali Destek Programı kapsamında destek alan “Yenilikçi Tasarım Merkezi (YTM), tasarım, tasarım eğitimi ve endüstrilerde tasarım bilincini arttırmak alanlarında Türkiye’nin gelişimini sağlayıcı hedef ve amaçları olan bir merkez olarak Okan Üniversitesi Tuzla kampüsünde çalışmalarına başladı.
Gücünü disiplinler arası işbirliğinden aldığını söyleyen Okan Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Bölüm Başkanı ve YTM Proje Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Pınar Öztürk; tasarımın doğru kurgulanması için tasarımcı ile birlikte mühendis, antropolog, sosyolog, psikolog, pazarlamacı gibi farklı disiplinlerden uzmanların birlikte çalışması gerektiğini vurguladı. Öztürk;” Bir firmanın kendi bünyesinde tüm bu disiplinlerden gelen uzmanları bir arada ekip olarak bulundurması mümkün değildir. Tasarımcılarla birlikte yukarıda sözü edilen uzmanların birlikte bir tasarım merkezi çevresinde araştırma-beyin fırtınası ve proje geliştirme süreci ile firmalarla işbirliği yaparak tasarım yaptıkları böyle bir merkezin örneği Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Silikon Vadisinde yer alan ve dünyadaki en etkili ürün geliştirme firması olan IDEO’dur. Bu tasarım merkezi pek çok dünyaca ünlü firmanın ürün tasarımlarını yapmaktadır, hatta kurum kimliklerini yenilikçi yaklaşımlarla yeniden oluşturmaktadır.
Bu projede önerilen “Yenilikçi Tasarım Merkezi” IDEO sisteminin İstanbul Bölgesi’nde yer alan endüstriler için kurgulanmasıdır. Bu noktada, özel alanda İstanbul, yayılmış olarak Türkiye’nin genelinde Dünya’daki gelişmiş ülkelere kıyasla en önemli eksiklik “Tasarım Bilinci”nin henüz yerleşmemiş olmasıdır. Bu nedenle Yenilikçi Tasarım Merkezi’nin en önemli hedefi özellikle İstanbul Bölgesi’ndeki endüstrilerde tasarım-marka bilincini yerleştirmektir.” dedi.
Proje ekibinde yer alan ve Yeniden Sosyoloji Derneği (YESO-DER) İstanbul Temsilcisi Sosyolog Ezgi AKPOLAT, tasarım sürecinde sosyolojinin rolü ve önemine değinirken ; “Yenilikçi Tasarım Merkezi, bu anlayıştan yola çıkarak, bünyesine dâhil ettiği sosyolog, antropolog, pazarlama uzmanı gibi farklı disiplinlerden uzmanların nitel ve nicel yöntemlerle gerçekleştirdiği kültürel çalışmaları, ürünü satın aldıran zihinsel, sosyal ve kültürel etkenleri belirleyen tüketici tutum ve algıları, kullanıcı deneyim analizleri, anket, mülakat gibi tekniklerle kullanıcıların ürün inovasyonunu değerleme biçimleri, beklentileri, gereksinimleri ve tercihlerini ortaya koyan araştırmaları, kullanılabilirlik testleri, kullanıcıyı doğal ortamında gözlemleyen saha araştırmaları, odak grup çalışmaları gibi yöntem ve teknikleri tasarım sürecine dâhil ederek, bu sayede Türkiye’de tasarım bilincini arttırmak, pazara yönelim sağlamak, sosyal değişimleri iyi izleyen ve yorumlayan, yenilikçi bir tasarım algısı oluşturmak konusunda bir ilke imza atmıştır.”dedi.

http://m.haberler.com/uygulamali-sosyoloji-endustri-urunleri-tasarim-5996676-haberi/

.

#BringBackOurGirls

Posted: Mayıs 11, 2014 by ezgimeylul in Güncel

Bugüne kadar özellikle uluslararası ilişkiler konusunda görüş açıklamaktan uzak duran MichelleObama bir ilki geçekleştirdi ve Nijerya’da kaçırılan kız öğrenciler konusuna değindi. Michelle Obama, kız öğrencilerin kaçırılmasının, dünya genelinde eğitim gören kız çocuklarının karşı karşıya oldukları tehdit ve yıldırma politikasının bir parçası olduğunu söyledi.

Konuşmasına kendisini tanıtarak ve tüm annelerin anneler gününü kutlayarak başlayan Obama, kaçırılan kız çocuklarının kendi kızları Sasha ve Malia’yı anımsattığına değindi. Nijerya’da 200′den çok kız öğrencinin bir gece yarısı kaçırılması olayının kem kendisini hem de eşi Barack Obama‘yı üzdüğü kadar kızdırdığını da belirten Michelle Obama“Bu vicdansız girişim kız çocuklarını eğitimden uzak tutma amacını güdüyor. Nijerya’da olanlar bireysel bir girişim değildir. Her gün ideallerini gerçekleştirmek için yaşamlarını tehlikeye atan kız çocuklarının haberlerini duyuyoruz. Ama şunu da bilmenizi istiyorum ki eşim Barack Obama, kaçırılan kızların bulunması ve evlerine geri getirilmesi için hem kendi hükümetimize, yapılabilecek ne varsa yapılması emrini verdi. Bu konuda Nijerya hükümetinin çalışmalarını da destekliyoruz” dedi.

Michelle Obama, hafta başında Beyaz Saray’da elinde “Kızlarımızı Geri Getirin” yazsıyla çekilen fotoğrafını Twitter’da paylaşmıştı.

Kaynak:http://www.gazeteport.com.tr/haber/169363/abdde-bir-ilk

Anneler Günü

Posted: Mayıs 11, 2014 by nevinorhan in Güncel

Her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar gününü “Anneler Günü” olarak kutluyoruz. Peki annelerimize adanan bu özel gün nasıl ortaya çıktı, ne zamandır kutlanıyor hiç merak ettiniz mi?

ANNELER PAZARI OLARAK KUTLANIRDI
Tarihteki ilk anneler günü kutlamaları, antik Yunan’da, tanrıların anası Rhea onuruna düzenlenen bahar kutlamalarına dayandırılabilir. 1600’lerin İngiltere’sinde “Anneler Pazarı” kutlanırdı. “Lent” adı verilen ve Paskalya’nın 40 gün öncesinden başlayan sürecin dördüncü pazarında kutlanılan “Anneler Pazarı” ile, bütün İngiliz anneler onurlandırılırdı.

YOKSUL İNGİLİZLERE İZİN VERİLDİ
O zamanlar yoksul İngilizler’in çoğu, varlıklı ailelerin yanında hizmetçilik yapmaktaydı. Çalıştıkları evler çoğunlukla kendi evlerinin çok uzağında kaldığından, hizmetçilerin işverenlerinin yanında yaşamasına izin verilirdi.

GÜNE ÖZEL ANNELER PASTASI
“Anneler Pazarı”nda hizmetçilere izin verilir, evlerine gidip günü annelerinin yanında geçirmeleri teşvik edilirdi. “Anneler Pastası” denilen özel bir pasta, bu kutlamayı daha da özel kılardı.

KİLİSE ANA KUTLAMASI
Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasıyla kutlama biçim değiştirerek “Kilise Ana” kutlamasına dönüştü. Kendilerine hayat veren ve kötülüklerden koruyan gücün “Kilise Ana” olduğuna inanılırdı. Zamanla kilise festivali ile “Anneler Pazarı” kutlamaları karıştı ve insanlar, kiliseyle birlikte annelerine de şükranlarını sunar oldular.

BİR KADININ ANNESİNİN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ
ABD’de Anneler Günü ilk defa 1872’de Julia Ward Howe tarafından, barışa adanan bir gün olarak önerildi. Bayan Howe her yıl Boston’da Anneler Günü kutlamaları organize etti. 1907 yılında Philadelphia’da Ana Jarvis adında bir kadın, ulusal bir Anneler Günü için kampanya başlattı. Bayan Jarvis, West Virginia eyaletinde annesinin bağlı olduğu kiliseyi, annesinin vefatının ikinci yıldönümü olan mayısın ikinci pazarında, Anneler Günü’nü kutlamaya ikna etti. Ertesi yıl Anneler Günü, bütün Philadelphia’da kutlanmaya başladı.

100 YILDIR RESMİ OLARAK KUTLANIYOR
Bayan Jarvis ve onu destekleyenler bakanlara, iş adamlarına ve politikacılara, ulusal bir Anneler Günü ilan edilmesi için dilekçeler yazmaya başladılar. 1911’de arzuları gerçekleşti ve Anneler Günü tüm eyaletlerde kutlanır oldu. Başkan Woodrow Wilson, 1914’te resmi bir açıklama ile Anneler Günü’nü ulusal tatil ilan etti. Böylece Anneler Günü’nün, her yıl Mayıs’ın ikinci pazarında kutlanmasına karar verilmiş oldu.

MAYIS AYININ İKİNCİ PAZARI OLARAK KUTLANIYOR
Dünyanın çeşitli ülkelerinde Anneler Günü’nün farklı tarihlerde kutlanmasına karşın, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Türkiye, Avustralya ve Belçika’da Anneler Günü Mayıs ayının ikinci pazarında kutlanmaktadır.

Başta Annemin ve Ulaş hocamın olmak üzere bütün Annelerin bu güzel gününü kutluyorum.

Mutluluk kaç para eder?

Posted: Mayıs 10, 2014 by nevinorhan in Güncel

İngiltere’de yapılan araştırmayla, mutluluğa ilk kez ‘maddi değer’ biçildi. Araştırmaya göre en ‘zengin’ hissettiren etkinlik dans etmek.

London School of Economics üniversitesindeki araştırmacılar öncelikle insanları en çok hangi etkinliğin mutlu ettiğini araştırdı.
Sonra insanların mutluluğunun oranı, bu histe en çok payı olan başka bir etken olan, ‘para’ ile karşılaştırıldı.
Yapılan hesaplar sonunda, sanatsal ve kültürel aktiviteler ile sporun insanlara, yıllık gelirlerinde 5 bin sterlin (yaklaşık 18 bin TL) artış olmuşçasına’ mutluluk verdiği ortaya çıktı.
Mutluluk kaç paraya denk geliyor?
40 bin İngiliz aile üzerinde yapılan araştırma, The Daily Telegraph gazetesinde yayımlandı.
Yaş, sağlık ve eğitim gibi mutlulukta etkili olan diğer faktörler dışarıda tutularak hangi etkinliğin insanları daha çok mutlu ettiği soruldu.
Araştırmaya göre iyi hissettiren etkinliklerin başını dans etmek çekiyor. Bu kişilerde benzer bir mutluluğu sağlayabilecek para miktarı ise bin 670 sterlin (yaklaşık 6 bin TL).
Mutluluk araştırmasında dans etmeyi, yüzmek izliyor. Haftada bir gün yüzmek size maaşınızda bin 630 (yaklaşık 5 bin 800 TL) artış olmuş kadar iyi hissettirebilir. Yüzmek, futbol ve bisiklete binmekten iki kat daha mutlu ediyor.
Mutluluk ölçümünde dans ve yüzmenin ardından ise kütüphaneye gitmek geliyor. Müzik dinlemek ise araştırmacıların tahminlerinin aksine, daha geri sıralarda yer alıyor. Maddi değeri 742 sterlin (yaklaşık 2 bin 500 TL).
Araştırma, İngiliz hükümetinin sosyal politikaların, halkın mutluluğu üzerindeki etkilerini ölçme girişimi açısından da önemli.
London School of Economics’ten Daniel Fujiwara, “Soyut verileri somutlaştırarak, uygulanan sosyal politikaların halka faydalarını daha iyi anlayabilir ve buna göre yeni politikalar üretebiliriz” diyor.
‘Mutlu insanlar daha sağlıklı’
Araştırmada, insanları mutlu eden bu faaliyetlerin sağlık üzerindeki etkisi de hesaplandı. Düzenli olarak kültürel etkinliklere katılanların ve spor yapanların, toplum ortalamasından daha sağlıklı olduğu ortaya çıktı.
Fujiwara, “İnsanlara daha çok spor olanağı sunarsak, bu onların daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır. Bu da devletin sağlığa ayırdığı bütçeyi azaltacaktır. Ancak bu, sporun insan hayatında sağladığı mutluluk hissinin yanında önemsiz kalıyor” diyor.
Araştırmaya göre spor yapan her bir kişi, İngiltere ulusal sağlık sistemine (NHS) yılda 100 sterlin (yaklaşık 360 TL) tasarruf ettiriyor.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/04/140423_mutluluk_kac_para.shtml

Sosyologların ABD, Avrupa ve Türkiye’deki mesleki kariyer alanlarına ilişkin bilgiler karşılaştırıldığında, Türkiye ve diğer ülkelerdeki kariyer alanları ile çalışma alanları arasındaki oldukça büyük farklar olduğu ortaya çıkıyorsa da şağıdaki incelemede sunulan verilerin ışığında metinde yer alan ülkelerin sosyal, ekonomik, çevresel gelişmişlikleri arasındaki ilişkinyi inceleyerek, karşılaştırma yapılması okuyucuya bırakılmıştır.

1-Amerika’da Sosyoloji Mezunlarının İstihdam Alanları

Lisans derecesinde mezun olan Sosyoloji Mezunları almış oldukları mesleki formasyonlarla aşağıdaki alanlarda istihdam edilmektedirler:

• Sosyal Hizmet kuruluşlarının tümünde tüm alanlarda icra görevlerinde bulunur ve idari görevlere gelebilir ve istenilen tüm mesleki çalışmaları yapabilir – genç, yaşlı, kadın, çocuk, rekreasyon rehabilitasyon yönetimi, vaka yönetimi, grup çalışması-
• Kar amacı gütmeyen sosyal hizmet kuruluşları, toplumsal kalkınma ve bölgesel
ajansları veya çevre çalışmaları yürüten kuruluşlar,
• Denetimli serbestlik ve şartlı tahliye veya diğer ceza- adalet işleri yürütün tüm kurumlar
• Sigorta, gayrimenkul, personel, iş, eğitim veya satış danışmanlık hizmetleri gören tüm resmi kurumlar ile özel şirketler
• İş – reklam, pazarlama ve tüketici araştırmaları faaliyetlerini yürüten özel işletmeler ile bunların denetimini yapan kuruluşlar
• Sağlık hizmetleri – aile planlaması ve madde kullanımı, rehabilitasyon danışmanlığı, sağlık planlaması yapan özel ve resmi kuruluşlar
• Yayıncılık, gazetecilik ve halkla ilişkiler, araştırma yapan özel şirketler
• Devlet hizmetlerinin tamamında özellikle; ulaşım, kentleşme, yerel yönetimler, tarım ve sanayi alanında faaliyet gösteren tüm resmi kurumlar
• İlköğretim ve ortaöğretim okullarının tümünde,
• İnsan kaynakları uzmanı olarak (sertifika ile)
• Aile danışmanı (sertifika ile)
• Madde bağımlılığı danışmanı (sertifika ile)
• Çocuk ve gençlerle çalışmaları (sertifika ile)
• Islah servis görevlisi (sertifika ile)
• Çocuk bakımı sağlayıcısı (sertifika ile)
• Her tür projenin koordinatörlük görevinde
• Aile planlaması danışmanı (sertifika ile)
• Kontrolör ve kabul danışmanı (sertifika ile)
• Topluma hizmet görevlisi (sosyal, çevresel, ekonomik boyutu bulunan tüm çalışmalarda)
• Kriminoloji uzmanı (sertifika ile)
Kaynak:

http://www.salisbury.edu/sociology/Careers.html

http://www.willamette.edu/cla/sociology/why/index.php

2- İngiltere’de Sosyoloji Mezunlarının İstihdam Alanları

Sosyoloji mezunları Denetimli serbestlik, Sosyal Hizmet ve Kamu sektöründe ( başta yerel yönetimler, kentleşme, ajanslar, tarım, sosyal güvenlik, sanayi gibi alanlarda) istihdam edilirler. Sosyoloji lisans dersleri Sosyal araştırma ve pazar araştırması gibi konularda yoğunlaşır.

Yönetim için Lisansüstü

Büyük şirketler, yönetim lisansüstü programından mezun olmuş sosyologları istihdam ederler. Sosyolojik bilgi beceri ve eleştirel bakan sosyoloji disiplini içerisinde pazar araştırması gibi konularda yetkin olan Sosyologları bulur çeşitli sınavlara tabi tutarak istihdam etmektedirler .

Kamu Hizmeti ve Yerel Yönetim Hizmetleri
İngiltere’de tüm kamu hizmeti sunan kurumlarda sosyologlar istihdam edilmektedir. Ayrıca yerel yönetimlerde de istihdam edilirler.

Emniyet Teşkilatı
Kadınlar,suç, etnik azınlıklar, madde bağımlılığı vs. alanlarda çalıştırılmak üzere Sosyolog istihdam edilir.

Gönüllü kuruluşlar (Sivil Toplum örgütleri)
Sosyal Yardım Hizmetleri alanı ve Sivil Toplum Örgütlerinde istihdam edilirler.

Araştırma
Sosyologlar kurum ve kuruluşların mevcut eğilimleri analiz etmek ve geleceğe yönelik planlama ve alternatif politikaların uygulanmasında araştırmalar yapıp raporlar sunarlar. Araştırmaların örgütlenmesinde diğer meslek elemanlarıyla birlikte çalışırlar.

• Şehir Planlaması alanında istihdam edilmektedirler.
• Sosyal Çalışmacı ve ‘Bakım Görevlisi” olabilirler

Genel Sosyal Bakım Konseyi (GSCC) İngiltere’de sosyal hizmet mesleği ve sosyal hizmet eğitim düzenleyicisidir.

Kaynak: http://www.gscc.org.uk/page/1/Home.html.

Sosyal Çalışmacı kadrosunda kamuda ve özelde görev alan sosyologlar:
Yerel yönetimler, sosyal hizmet birimleri, denetimli serbestlik hizmetleri, iş aile bakımı, etnik azınlık ilişkileri, çocuk adalet, evsizlerin bakımı, fırsat eşitliği çalışmalarında görev alırlar.

Kaynak: http://www.britsoc.co.uk/WhatIsSociology/opportunities+for+sociologists.htm#_SocialWorker

3-Yunanistan’da Sosyoloji Mezunlarının İstihdam Alanları

Sosyoloji Bölümü mezunları kamu ve özel sektörde Sosyolog olarak çalışabilirler. Orta öğretimde Sosyoloji derslerini verirler. Sosyal hizmetlerde görev alırlar. Özel sektörde araştırma şirketleri, sanayi, büyük işletmelerde görev alırlar. Ayrıca sosyologlar:

• Sosyal politika uzmanı
• Sosyal hizmetler.
• Aile danışma Merkezleri
• Kültür ve spor organizasyonları,
• Medya danışmanı
• Mesleki Rehberlik
• Sağlık Hizmetleri
• Eğitim kurumlarında yönetici
• Araştırma ve proje değerlendiricileri
• Bölgesel Kalkınma kurumları
• Devlet daireleri ve yerel yönetimlerde konusunda uzman olarak görev yaparlar.

Kamuda İstihdam

Kamu sektöründe sosyologlar çeşitli bakanlıklar, kamu hukuku tüzel kişiler, diğer devlet kurumlarının merkez ve bölge ofisleri, yükseköğretimde yönetici olarak istihdam edilmektedir.

Eğitim Bakanlığı
-Sosyologlar sosyoloji ya da sosyal içerikli bilimsel konuları içeren derslerde eğitimin her kademesinde öğretmen olarak istihdam edilmektedir.
- Avrupa araştırma, sosyal politika ve diğer sosyal faaliyetlerin olduğu ajanslarında çalışır.
Sosyologlar Eğitim ve Halk Sağlığı okullarında gençlerin aile, eğitim, kişisel ve toplumsal sorunları çözmek için görev alırlar.
- Danışmanlık Rehberlik: Rehberlik danışmanları durumunu kazanmak isteyen sosyologlar Rehberlik ve Kariyer SOP ve (Felsefe, Atina Üniversitesi) iki yıllık yüksek lisans programına bitirdikten sonra bu alanda görev alırlar.
- Bazı sosyologlar Eşitlik Genel Sekreterliği, Gençlik Danışma Merkezi Genel Sekreterliği ve Gençlik Merkezi, Yetişkin Eğitimi Genel Sekreterliği ve Eğitim veya SAE de istihdam edilmektedir

Kalkınma Bakanlığı
Sosyal Araştırma, Atina Akademisi için Sosyal Araştırma, Devlet Merkezi, Pedagoji Enstitüsü ve sporla ilgili demografik, sosyal, ekonomik, eğitimsel, siyasi olayların çalışma, sanatsal ve kültürel etkinlikler alanlarında görev alırlar.

Çalışma Bakanlığı
Sosyologlar, işsiz ya da özürlü istihdamının Geliştirilmesi Merkezleri (KPA) için danışmanlık yapıp, mesleki eğitim merkezlerinde öğretmen olarak görev alırlar. İş ve İşçi Bulma Kurumu Bakanlığı’nda yönetici ve danışman olarak istihdam edilmektedir. İşçi hakları ve korunması, çalışma, endüstriyel ilişkileri araştırmada görev alırlar.

Sağlık Bakanlığı
Ruh Sağlığı ve Bulaşıcı Hastalıklar Merkezlerinde, sağlık ocağı veya diğer birimlerde hastalıkları önleme, planlama, uygulama ve önleme rehabilitasyon, hastaların toplumsal uyumu artırmak ayrıca sağlık, hemşire, hekim ve hasta iletişimi geliştirmek, sağlık kalitesini geliştirmek gibi konularda görev alırlar.
Sosyologlar çeşitli sigorta fonları, Acil Sosyal Yardım Merkezi, Çocuk Sağlığı Enstitüsü ve refah kuruluşlarda da istihdam edilmektedir.

Adalet Bakanlığı
Denetimli serbestlik bürosu, çocuk suçluluğu, kriminoloji şiddet ve suçun önlenmesine katkıda bulunmak, güvenlik güçlerinin eğitim çalışmalarına katkıda bulunurlar. Hapishaneler, cezaevi operatörleri, çocuk koruma kuruluşları, hırpalanmış kadınlar gibi sosyal olarak dışlanmışların sosyal destek entegrasyonunu sağlamakta görev alırlar.

İçişleri Bakanlığı
İçişleri bakanlığında görev alırlar ayrıca, belediyeler, kaymakamlıklar danışman ve yönetici olarak görev alırlar.
Yunanistan Ulusal İstatistik Servisi (NSSG) tarafından istihdam edilmektedir.
Sosyologlar siyasi partiler ve diğer organizasyonlarda maaşlı işçi olarak istihdam edilmektedir.

Diğer bakanlıklar
Geliştirme Bakanlıkları, Dışişleri, Savunma, Ekonomi, Kırsal Kalkınma, Kültür ve Turizm vs. bakanlıklarda sosyologlar görev alırlar. Bunun yanı sıra çevre koruması yapan diğer kamu kuruluşlarında çalışan kent planlaması, toprak yönetimi teknolojik girişimlerin çevresel etkileri araştırılması ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik konularında, ayrıca çevre duyarlılığı, tüketim kontrolü ve tüketicinin korunması için programları yönetmede yardımcı görevlerde kendi unvanlarda görev yaparlar.
Silahlı kuvvetler eğitim ve/veya danışmanlık alanında görev alırlar. Sosyal Güvenlik Hakları kurumda istihdam edilirler.
Dışişleri yöneticileri olarak bazı bakanlığında, devlet kurumları veya elçilik ve konsolosluklara danışman olarak çalışırlar.

Sosyologlar halkla ilişkiler, eğitim hizmetleri, eğitim ve sosyal yardım gibi örgütlerde yönetici olarak istihdam edilmektedirler.

Yerel Yönetimler
Birçok sosyolog belediyeler, kaymakamlıklar, geliştirme birlikleri, yerel yönetimler, sosyal hizmetlerde, uyuşturucu bağımlılığın önlenmesi için bölgesel refah merkezlerinde, sosyal politika merkezlerinde, kültürel yerel merkezlerde, gençlik merkezlerinde ve yaz kamplarında yönetici, danışman ve araştırmacı olarak istihdam edilmektedirler. Genellikle planlama ve yönetim, genel veya özel sosyal gruplara yönelik, sosyal koruma ve dayanışma kurumlarının güçlendirilmesi, sosyal sorunlar gibi sektörlerde araştırmacı olarak görev alırlar. Sosyologlar animasyon organizasyonu, gönüllü grupları ve yerel toplulukları koordine etme, ayrıca sosyal ve siyasi dayanışma süreçlerinde koordinatör olarak görev alırlar.

Özel Sektör

Sosyologlar ortaöğretim sonrası kolej ve özel okullarda veya özel mesleki eğitim kurumları ve okullarında öğretmen olarak görev yaparlar.

Halkla ilişkiler özel yerel veya çok uluslu şirketler tarafından istihdam edilebilmektedirler. Turizm ve sosyal hizmetlerin çeşitli kurumları ya da özel güvenlik örgütleri, aile danışma merkezleri, mesleki rehberlik, sağlık merkezleri ve hastanelerde çalışmaktadırlar.

Sosyal içerikli şirketler, yayınevleri ve reklam ajanslarında yönetici ve danışmanları olarak istihdam edilmektedir.

Siyaset sosyolojisi konusunda uzmanlaşmış sosyologlar siyasi partiler, ulusal ve uluslararası politik örgütlerde istihdam edilmektedir. Sosyologlar, işçi sendikaları ve orta ticari kuruluşlarda istihdam edilmektedirler. Din sosyolojisi konusunda uzmanlaşmış olanlar kilise kurumları ve ulusal veya yerel düzeyde sosyal ve refah hizmetleri sunan diğer kuruluşların profesyonel bir şekilde görev almaktadırlar.

Gönüllü Kurumlar
Kilise kamplarında, bakım kuruluşları, ulusal ve UNICEF Kızılhaç gibi uluslararası gönüllü kuruluşlar, tüketici koruma kuruluşları, yeşil hareketi, sosyal kuruluşlar, istismar kadın ve çocuk gençlik merkezleri uyuşturucu madde kullanımını önleme ve rehabilitasyon merkezlerinde sosyologlar gönüllü olarak görev alabilirler.

Sosyologların sosyal açıdan dışlanan gruplara, göçmen ve mültecilere, azınlık gruplarında, organ bağışı, eski mahkûm gruplarına, afetler ve depremlerde mağdur olan destek ya da onların sorunlarına yönelik yardım politikaları geliştirmeye katkı sunarlar.

Gönüllü katılım da sosyal kurumların modernizasyonu ve toplumun demokratikleşmesi ve uluslararası barışın ilerlemesi ve halklar arasında iş birliğinin sağlanmasına yönelik sosyal faaliyetlere danışmanlık yaparlar.

Kaynak: http://www.sociology.gr/index.php?Itemid=117&;id=26&option=com_content&task=view

4- Fransa’da Sosyoloji Mezunlarının İstihdam Alanları

Fransa’da Sosyoloji Mezunları için çeşitli kariyer seçimleri:

Lisans derecesinde mezun olan Sosyoloji Mezunları aşağıdaki alanlarda istihdam edilebilirler:

- Enstitü ve araştırma şirketleri (vb Ipsos, Sofres, LH2, PVA).
- Özel ya da kamu sektörlerinin birçoğunda
- Danışmanlık ajanslarda (sağlık, iletişim, pazarlama, planlama, denetim vb)
- Konsolosluk organları (Ticaret ve Sanayi AACC, APEC, ARPP Odası vb)
- Kamu kurumlarında (bakanlıklar, bölgesel konsey, belediyeler, vb)
- Kamu hizmetlerinde: (aile yardımı fonu, CNAF, SNCF, RATP)
- Bakım evleri ve gençlik ve çocuk hizmetleri kurumları
- Kentsel ya da Kırsal kurumları
- Sosyal ve Toplumsal Kalkınma kurumları
- Sosyo-eğitsel Kurumlar
- Sosyal, Kültür ve Bilim Merkezleri
- Dernekler
- STK’lar vs …
- Isteğe Bağlı Özel Eğitim
-Araştırma Görevlisi
- Proje Yöneticisi (aile, sağlık, iş, tüketici, iletişim, vb)
- Planlama Sorumlusu
- Pazar araştırma Sorumlusu
- Sosyal İletişim Sorumlusu
- Kültürlerarası yönetim Danışmanı
- Denetçi ofis
- Çalışma ve geliştirme Sorumlusu (sosyal, ekonomik ve kültürel)
- Sosyal Hizmetler ve Danışmanlık: Sosyal Çalışmacı yüksek lisans veya kurslarla
- Sağlık ve Sosyal Güvenlik Müfettişi
- Eğitim ve iletişim Sorumlu
- Çalışma ve İstihdam Merkezi Başkanı
- Teknik Danışman
- Doktora sonrası Öğretmen-araştırmacı

Kaynak: http://www.sociologiedenquete.fr/044fc49cd70ec9703/index.html

http://www.studyrama.com/formations/diplomes/dut-iut/fiches/dut-carrieres-sociales.html?id_article=13578

5-İtalya’da Sosyoloji Mezunlarının İstihdam Edildiği Alanlar

İtalya’da Sosyoloji Mezunları için çeşitli kariyer seçimleri:

Kamu ve özel sektörde istihdam edilirler: Uzman, koordinatör, sosyal politika uzmanı, sosyal ve sağlık hizmetlerde yönetici, sosyal politika ve refah uygulayıcısı görevlerini sosyologlar da yürütebilmektedir. İletişim ve pazarlama alanında araştırma ekiplerini koordine etme, kentsel tasarım planlama ve çevresel sürdürülebilirlik alanında görev alırlar. Kamu ve özel şirketlerde, insan kaynakları yöneticisi, danışman, programcı olarak çalışmanın yanı sıra, araştırma ve analiz, sosyal dışlanma, sapma konularında çalışmalar yürütürler. Güvenlik ve sosyal kontrol alanında koordinatör olarak bulunurlar.

Kamuda pazarlama, iletişim ve kalite yönetimi, kurumsal iletişim ve sosyal iletişim konularında çalışmalar yürütürler, halkla ilişkiler alanında istihdam edilirler.

Sosyal hizmetlerde, akıl sağlığı, uyuşturucu madde ile mücadele, güvenlik hizmetlerinin tümü, çocuk- yaşlı- kadın- özürlü gibi spesifik alanlarda kendi unvanlarında istihdam edilirler.

Medya kurum ve kuruluşlarında kendi kadrolarıyla istihdam edilirler.

Eğitim ve kariyer rehberliği alanında sertifikaya alarak çalışma yürütebilirler. Ayrıca ortaöğretim okullarında sosyal bilimler öğretmeni olarak görev yapabilirler.

Kaynak: http://www.unipi.it/corsilaurea/corsi/dett_corso_249.html

6- Türkiye’de Sosyoloji Mezunlarının İstihdam Edildiği Alanlar

Türkiye’de sosyologların çalışma alanları son derece kısıtlı olup, bunlar:
- Sosyal Hizmetler alanında sadece SHRM’lerde bazı masalarda pasif görevler (Ülke genelinde yaklaşık 150 kişi)
- Denetimli serbestlik elemanı ve bazı bakanlıklar (Ülke genelinde yaklaşık 90 kişi)
- Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak (Ülke genelinde yaklaşık 12 kişi)
- Tarım Bakanlığında (Ülke genelinde yaklaşık 81 kişi)
- SYDGM ve SYDV’lerde (Ülke genelinde yaklaşık 62 kişi)
- Kalkınma Ajanslarında ve GAP İdaresinde (yaklaşık 30 kişi)
- Belediyelerde (ülke genelinde yaklaşık 30 kişi) çalışmaktadır.
- Diğer kamu kurum ve kuruluşları (10 kişi)
• Bu kurumların tümünde sosyologların görev tanımları netleşmemiş ve kendi alanlarına ilişkin mesleki faaliyet göstermelerinin önü açılmamıştır.
• Bu kurumların tümünde çalışan sosyologların özlük hakları emsal mesleklerin sahip olduğu şekilde düzenlenmemiştir.

http://www.sosyoder.org/index.php/sosyoloji-duenyas-2/23-abd-ve-baz-avrupa-uelkelerinde-sosyoloji-mezunlar-n-n-kariyer-imkanlar

300 STERLİN DEĞERİNDE BİR BALIK

Posted: Mayıs 8, 2014 by yagmursikilar in Güncel

İngilterede bir iddia icin canli bir japon balığı yutan Gavon Hope’a hayvan hakları örgütu tarafından açılan dava sonucunda 300 sterlin para cezasi verildi. Hope kendisini japon balığı yutarken gösteren videoyu sanal medyada paylasti. Hope, mahkemede balığı hasta olduğu için tuvalete atacağını sonra karar değistirip yuttuğunu itiraf ederek suçunu kabul etti.

Sosyolog atamaları

Posted: Mayıs 7, 2014 by hulyaozgur in Güncel

İlgilenenler için “http://www.sosyoder.org/” sitesinde gördüğüm devletteki sosyolog atamalarına ve nerelerde çalışabileceklerine dair bir haberi sizle paylaşmak istiyorum.

http://www.sosyoder.org/index.php/sosyoloji-duenyas-2/70-sosyologlar-n-acilen-atama-bekledigi-kadrolara-dair-rapor

OECD: ‘TÜRKİYE EN MUTSUZ’

Posted: Mayıs 7, 2014 by bernameric in Güncel

Türkiye, OECD’nin geçen sene hazırladığı ‘mutluluk endeksi’ araştırmasında son sıradaydı.

Uluslararası Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD tarafından hazırlanan ‘Daha İyi Yaşam Endeksi’nde gelir düzeyi, sağlık, güvenlik ve iskân gibi alanlarda, 30′dan fazla ülkenin durumu karşılaştırılıyor.

Avustralya, güçlü ekonomisi sayesinde son üç yıldır, durumu en iyi, dolayısıyla en mutlu ülkelerin başında geliyor.

Avustralya ile birlikte İsveç, Kanada, Norveç ve İsviçre de bu yıl ilk beşe girdi.

OECD’nin endeksine göre, Avustralya, değerlendirme ölçütlerinin her birinde diğer ülkelerden çok daha önde.

23 milyon nüfuslu Avustralya’da 15-64 yaşları arasındakilerin yüzde 73′ü ücretli bir işte çalışıyor ve bu oran OECD ortalamasının üzerinde.

82 yaş civarındaki ortalama ömür beklentisi de yüksek.

Türkiye’de ortalama ömür 75 yıl

OECD endeksinde, Türkiye ise 36. ve son sırada yer aldı.

OECD’nin internet sitesinde Türkiye’de son 20 yıl içinde yaşam kalitesinin iyileşmesi yolunda önemli ilerlemeler kaydedildiği, ancak yine de birçok konuda endekste karşılaştırılan ülkelerin gerisinde kaldığı belirtildi.

Endekse göre, Türkiye’de gelir düzeyi diğer OECD ülkelerinden düşük.

Yaşları 15-64 arasındakilerin sadece yüzde 48′i ücretli bir işte çalışıyor ve bu oran, yüzde 66 olan OECD ortalamasının gerisinde.

Türkiye’de ortalama ömür beklentisi 75 yaş. Kadınların ortalama yaşam süresi 77, erkeklerinki ise 72 yıl. OECD ortalaması ise 80 yıl.

Türk vatandaşlarının OECD vatandaşlarına göre, genelde hayatlarından pek memnun olmadıkları görülüyor.

Türkiye’de ortalama bir günde, olumlu duygu ve düşünceler içinde olduklarını söyleyenlerin oranı yüzde 68, OECD ortalaması ise yüzde 80.

Kaynak: http://www.bbc.co.uk

Yusuf Akçura

Posted: Mayıs 7, 2014 by adlenalem in Güncel

Daha önce bir arkadaş Yusuf Akçura hakkında bilgileri paylamış idi. Ancak sunum ve ödev konum olması nedeni ile bende paylaşıyorum. 

YUSUF AKÇURA

HAYATI, ESERLERİ VE İDEOLOJİSİ

 

Kazan’ın Simbir kazasında, bölge eşrafından fabrikatör Hasan Bey ile Yunusoğullarından Bibi Kamer Banu Hanım’ın oğlu olarak 1876 yılında Dünya’ ya gelen Yusuf AKÇURA, henüz 2 yaşında iken babasını kaybetmiş, babasının vefatı ile aile işleri kötüye gidince 7 yaşında iken annesi Bibi Kamer Banu Hanım ile önce Stavropal’a oradan da İstanbula göç etmişlerdir.

 

İstanbul’da önce Mahmutpaşa daha sonra da Kara Hafız İlkokullarında eğitimine başlayan AKÇURA, daha sonra Askeri Rüştiye’ye girmiş, Yusuf Askeri Rüştiye’ye girdikten kısa bir süre sonra, annesi Yusuf AKÇURA’ya dini bilgileri ve edeb-i muaşeret bilgilerini veren Dağıstan Eşrafından Osman Bey ile evlenmiştir. Askeri Rüştiye’ yi bitirişinin ardından Harbiye Mektebine girmiş ancak 2. sınıfta iken Ahmet Ferit TEK ve diğer arkadaşları ile birlikte JönTürkler davasından yargılanmış ve 45 gün pranga cezasına çarptırılmış, bir daha aynı suçu işlememeleri şartı ile Harbiye Mektebine devam etmelerine izin verilmiş ancak 1897 yılında ikinci kez tutuklanmış ve Fizan’a sürgün edilmiş, Trablusgarb’ da ödenek çıkmaması nedeni ile burada kalmışlar, İttihat ve Terakkinin çabaları ile hapis cezasını Trablusgarp’da  serbestçe çekmeleri sağlanmış ve bunun ardından Ahmet Ferit TEK ile Trablusgarb’ dan Fransa’ ya kaçmışlardır. (Ülken, Hilmi Ziya. Çağdaş Düşünce Tarihi. İstanbul. 1969. C2 S 636-649)

 

Fransa’da eğitimine devam eden Akçura, Serbest Siyasi İlimler Akademisine girmiş ve “Osmanlı Saltanatı Müesseleri Tarihine Dair Bir Tecrübe” adlı tez ile Akademiyi 1903 yılında 3. lük ile bitirmiştir.

 

Mezuniyetinin ardından yasaklı olduğu için Osmanlı ülkesine girememiş ve Rusya’ya akrabalarının yanına gitmiştir. 1904 yılında Kahire’de çıkan “TÜRK” isimli dergiye daha sonradan Türkçülüğün manifestosu kabul edilecek olan “Üç Tarzı Siyaset” isimli makaleyi göndermiş ve bu makale 24 ve 34 nolu sayılarında (Mayıs- Haziran 1904) yayınlanmıştır.

 

Kuzey Türklerine yani Rus Egemenliğinde yaşayan Türklere hizmet edebilmek adına 1905 yılında Japonlar’ın yenilgisine uğramaları nedeni ile meydana gelen 1. Rus Devrimi neticesinde 30 Ekim 1905′ de Hürriyet ve Meşrutiyet Fermanı’nın ilanından 16 Haziran 1907 hükümet darbesine kadar Kazan’ da ilk Türkçe gazeteyi çıkarmak, Gaspıralı İsmail ‘ in Bahçesaray’ da çıkardığı Tercüman isimli gazete de yazılar yazmak, Kazan’da Medrese-i Muhammed’ de Tarih, Osmanlı-Türk Edebiyatı, Coğrafya dersleri vermek, “Rusya Müslümanları İttifakı” isimli Cemiyetin kurulmasında ve faaliyetlerinde öncülük etmek gibi çeşitli faaliyetlerde bulunmuş ancak 1907 darbesinden sonra Yabancılara karşı yürütülen çalışmalar neticesinde 1907 yılında tutuklanmak istemiş, ancak 1908 yılına kadar Bahçesaray’da yakalanmadan yaşamayı başarmıştır.(Taymas, Abdullah Battal. Yusuf Akçuraoğularının Türkçülüğü ve Rusya Türkleri Arasındaki çalışmaları, Türk Yurdu,1942, c 26, nr 7 s 221-225)

 

1908 yılında 2. Meşrutiyetin ilanı ile hakkında ki ülkeye giriş yasağı kaldırılmış ve diğer Jön Türk mensupları gibi ülkeye dönmüştür. Ülkeye dönüşünün hemen ardından 1908 yılında “Türk Milliyetçiliği” esasına dayanan ilk kuruluş olan

Türk Yurdu” derneğinin kurucuları arasında yer almış , 1911 yılına kadar varlığını devam ettiren bu dernek çalışmalarının ardında , 1911 yılında Mehmet Emin YURDAKUL ve bir kısım arkadaşı ile birlikte “Türk Yurdu Cemiyetini” kurmuşlar, 1911 yılı sonlarında, Yusuf Bey, Cemiyetin aynı isimli yayın organının ilk nüshasını yayınlamıştır. Bu derginin imtiyaz ve isim sahibi Mehmet Emin Bey(YURDAKUL) Erzurum Valisi olarak göreve başlayınca derginin imtiyazı Yusuf Bey’ e geçmiştir. Bu derginin en önemli özelliği Yusuf AKÇURA’nın fikir babalığını yaptığı “Dünya’da ki bütün Türkleri kapsayan” “BÜTÜN TÜRKLÜK fikrini işlemesidir. (Habib, İsmail. Tanzimattan Beri Edebiyat Tarihi1. İstanbul. 1940 s 516)

 

1912 yılında Mehmet Emin YURDAKUL, Ahmet Ferid TEK, Mehmet Ali Tevfik Bey, Doktor Fuad Sabit Bey ve bir kısım arkadaşları ile birlikte uluslaştırma kurumlarından en önemlilerinden ve en uzun ömürlülerinden olan “TÜRK OCAĞI’nı” kurmuşlar, Mehmet Emin Bey başkanlığa, Yusuf Bey ‘ de 2. başkanlığa seçilmişlerdir.

 

1.Dünya savaşında yenilgimiz ve düşman istilası sonrası İstanbul’u eşi ve Ahmet Ferid BEY gibi arkadaşları ile Anadoluya geçmek sureti ile terk etmiş ve askerlik vazifesini yerine getirmiştir. Cumhuriyetin Kurulmasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün danışmanı ve “mutat zevattan” olması nedeni ile katkıları olmuştur. 1923 yılında Milletvekili seçilmiş, 1935 yılında vefatına kadar milletvekilliği devam etmiştir. 1925′ de yeni açılan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Siyasi Tarih Pröfesörlüğüne tayin edilmiş, 1932′ de Türk Tarih Kurumunu kurmakla görevlendirilmiş ve ilk başkanı olmuş, 1933 Üniversiteler Reformu ile Darülfunun yerine kurulan İstanbul Üniversitesinde Siyasi Tarih Profesörü olarak atanmıştır. 1935 yılında İstanbul’da geçirdiği kalp krizi neticesinde vefat etmiştir.

ESERLERİ

 

  • 3 Tarz-ı Siyaset

  • Ulum ve Tarih(Kazan’da Medrese-i Muhammediye’de okuttuğu derslerin basımı ile oluşan eser)

  • Eski Şuray-ı Ümmet’te Çıkan Makalaleri (Fransa’da yaşarken Şuray-ı Ümmet’de çıkan makalelerin 1913 yılında İstanbul’da basımı ile çıkan eser)

  • Mevkufiyet Hatıraları (tutukluluğu sürecinde yazıklarının 1914 yılında basılması ile oluşan eser)

  • Osmanlı Saltanatı Müessatı Tarihine Dair Bir Tecrübe ( Paris Siyasi İlimler Akademisinde verdiği tezin Türkçeye çevrilerek 1914 yılında basımı ile oluşan eser)

  • Türk, Cermen ve İslavların Münasebet-i Tarihhiyeleri (Türk Ocağında verdiği konferansın 1914 yılında 32 sayfa olarak basılmıştır)

  • Rusya’ daki Türk- Tatar Müdlümanlarının Şimdiki Vaziyeti ve Emeller (1916 yılında Lozan’da basılmıştır.)

  • Şark Mes’elesine ait Tarih Notları (1918 yılında Erkan-ı Harbiye Mektebi Külliyatının 12. cüz-ü olarak yayınlamıştır.)

  • Muassır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar(Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaleti tarafından 1923 yılında basılmıştır.)

     

  • Siyaset ve İktisat Hakkında Birkaç Hitabe ve Makale (1924 Yılında İstanbul Yeni Matbaada basılmıştır.)

  • Türk Yılı (1928 yılında Yeni Matbaada Türk Ocağı yayını olarak basılmıştır)

  • Tarih Yazmak ve Okutmak Usullerine Dair ((1932 yılında Ankara’da 1. Türk Tarihi Kongresi başkanlığı sıfatıyla yaptığı konuşma)

  • Tarih-i Siyasi Dersleri (1933-1935 yılları arasında ders kitabı olarak 6 cilt halinde basılm.)

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Devri 18. ve 19. Asırlar (1934 İstanbul Akşam Matbaasında basılmıştır.)

  • Osmanlı Devletinin Kuruluşu ve Bu Vak’aya Dair başlıca Menba’lar (Ankara’da Başvekalet Müdevenat Matbaasında basılmıştır.)

  • Zamanımız Avrupa Siyasi Tarihi (kendisi tarafından ders kitabı olarak hazırlanmıştır) (Akçura, Yusuf. Türkçülük. Türkçülüğün Tarihi Gelişimi. İstanbul, 2012 sf 7-15,18-22)

 

 

İDEOLOJİSİ

 

Yusuf AKÇURA kendisini Çağdaş Türk Devletinin ideologlarından biri sayar. (Akçura, Yusuf. Aydınlara Düşen Vazife. Darülfunun Konferanslarından. İstanbul, 2012 S 11-28) Bir Milliyet mensubu olma hali Tüm Dünya’da ve Avrupa’da daha önceden varolmasına rağmen Avrupa’da ki fikir akımlarının başlamasına kadar milliyetçilik bir fikir akımı, bir ideoloji olarak kendisini göstermemiştir. Yusuf AKÇURA, Rusya’da doğmuş ve büyümüş olmasının yarattığı etki, İstanbul’a taşınmalarının sonrasında annesinin rahatsızlığı nedeni ile Bursa’ya (çekirge’ye) kaplıcalara gelişlerinde ziyaret ettiği Hanedan mensuplarının mezarlarını ziyaretlerinde onların hikayelerine karşı duyduğu ilgi ile kendisini bu fikre yakınlaştırmış, sürgünde bulunduğu Trablusgarb’dan Fransaya kaçışı neticesinde Paris Siyasi İlimler Akademisinde Milliyetçilik fikrinin öne çıkan savunucularından olan Albert Sorel ve Emilie Bourtney’ den aldığı dersler ve Paris’ te kaldığı süre içerisinde Şerafettin Mağmumi ile yaptığı görüşmeler neticesinde de Osmanlı’nın ayakta kalmasının tek çaresinin Türkçülük fikri olduğuna inanmıştır.(Akçura, Yusuf. Türkçülüğün Tarihi Gelişimi. 22012. İstanbul, s 9) 1904 yılında Fransa dönüşü Rusya’da yazdığı “üç tarzı siyaset” isimli eser Kahire’de yayınlanan “Türk” isimli dergide yayınlanmış, geniş yankı uyandırmıştır. İlerleyen zamanda, daha öncede belirtiğimiz üzere “Türkçülüğün Manifestosu” olarak siyasi ve sosyal hayatımızda yerini almış, kurucu ideoloji olan Kemalizmin temelini teşkil etmiştir.

 

 

O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırdık

Posted: Mayıs 6, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Burak Butur bugün yazdığı Birgün Gazetesi’nden,

“1972, kızıla çalan bir sabahta haykırdı devrimci gençliğin 3 önderi. Ölüme de eyleme gider gibi gittiler. Bir devrimcinin nasıl ölüme gideceğini öğrettiler bizlere, sehpaya yürürken. Son nefesinde dahi mücadele etmeyi öğrettiler. Öyle önderler yetiştirdi ki Anadolu… Denizler uğruna ölüme yürüyen Mahirleri, Mahir’in öfkesini kuşanıp tetiğe basan İbrahimleri yetiştirdi. Yakın tarihe ‘3 fidan’ olarak geçtiler. Haziran İsyanı’nda, ODTÜ’de ağaçlara sarılan gençler ‘fidanlarını’ andılar her fırsatta. 68’den günümüze Denizler yine en hızlısı hepimizin. Yol gösteriyorlar, omuz oluyorlar, güç veriyorlar. Milyonlarca yürek, milyonlarca yumruk onları anıyor, onlarla birlikte yürüyor emperyalizmin üzerine.

***
Dünya üzerinde bulunun tüm coğrafyalarda dalga dalga yayılan 68 İsyanı’nın bayrağını en önde tuttu onlar. Üniversitede, amfilerde, kantinlerde ve sokaklarda yükselen sloganlara ve bağımsızlık haykırışlarına nefes oldular.”

3fidanın idam sephasındaki son sözleri;

DENİZ GEZMİŞ
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler.”
***

YUSUF ASLAN
“Fikirleri ve mücadelesi ise Türkiye sosyalist hareketine örnek olmuştur. Yusuf idam sehpasında karanlığı yırtan sesiyle şunarı söyler; “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”
***

HÜSEYİN İNAN

“Ben şahsî hiç bir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm”

Haberin tamamı için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz

http://birgun.net/haber/68den-geziye-bir-sevdadir-devrim-13990.html

Onlar Yaşıyor!

Posted: Mayıs 6, 2014 by ezgimeylul in Güncel
Etiketler:

Image

42 yıl önce…

1960′lar tüm dünyadaki gibi Türkiye’de de radikalleşen bir kuşağın ortaya çıkışına tanıklık etmişti. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gençlik hareketinin önde gelen isimleriydi. Devrimciydiler, devlete başkaldırmışlardı. Başka bir dünya yaratmak için yola çıkmışlardı, ancak 12 Mart rejimi için onlar sadece “terörist”ti. 6 Mayıs 1972 sabahı darbeciler tarafından idam edildiler.

Yazının devamını linkte yer almaktadır. Umarım okursunuz.

http://marksist.org/tarihte-bugun/11352-6-mayis-1972-deniz-gezmis-yusuf-aslan-ve-huseyin-inan-idam-edildi

SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ

Posted: Mayıs 5, 2014 by yagmursikilar in Güncel

Daha bugun okuduğum bir haber sosyal medyanin gun gectikce ne kadar tehlikeli ve kuvvetli olabilecegini tekrar hatirlattigi bana. Yapacağı partiyi sosyal medya üzerinden #MansionParty etiketiyle duyuran gencin evine, kısa sürede 2 bine yakın kişi geldi. Twitter’da kullanılan parti hashtag’i kısa sürede polisin dikkatini çekti ve bölgeden de gürültü şikayetlerinin artmasıyla, bir ekip olay yerini incelemeye gitti.Polis, parti alanını güvenli bir şekilde boşaltarak bazı katılımcıları gözaltına aldı. Partiyi düzenleyen gencin annesi ise, oğlunun sadece birkaç arkadaşını çağırmak için izin aldığını belirtti.Henüz inşaat aşamasındaki evde 70 bin dolarlık hasar tespit edildi.

TARİHİ OTURUMA SELFİE ARASI

Posted: Mayıs 5, 2014 by yagmursikilar in Güncel

17 Aralık’tan bu yana Türkiye’nin 1 numaralı gündemi olan “Yolsuzluk soruşturması”nın en önemli isimleri olan eski bakanların önergeleri bugün Meclis’te görüşüldü. Tarihi oturumda zaman zaman çok gergin anlar yaşandı. Bu gergin anlarda objektiflere çok ilginç detaylar takıldı. Bunlardan biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. Objektiflere, Kılıçdaroğlu CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi’nin selfie çekerken ki görüntüleri yansıdı.
Hızla yayılan selfie modasına katılmayan kalmadı..

Avrupa Parlamentosu (AP), 22-25 Mayıs tarihleri arasında yapılacak Avrupa seçimleri için başlattığı kampanya kapsamında hazırlanan TV spotlarında Türkçe’ye de yer verdi.
“Kararları kimin vereceğine siz karar verin” sloganının kullanıldığı videoda, AP’nin 751 üyesinin belirleneceği seçimlerde oy kullanma çağrısı yapıldı. AB’nin resmi dillerinin yanı sıra Baskça ve Katalanca gibi bölgesel dillerde de hazırlanan reklam, Kıbrıs’ta resmi diller arasında Yunanca ile birlikte Türkçe’nin de yer alması nedeniyle Türkçe olarak da hazırlandı. Ancak Türkçe, AB üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu yönde bir talepte bulunmamış olması sebebiyle AB’nin resmi dilleri arasında yer almıyor.

Türkiyeden Şaşırtmayan Kareler

Posted: Mayıs 5, 2014 by yagmursikilar in Güncel

Edirne’de baharın habercisi olarak kabul edilen Hıdırellez (Kakava) şenlikleri Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Sarayiçi’nde yakılan dev şenlik ateşiyle başladı. Protokol üyeleri tarafından yakılan dev kakava ateşinin sönmesinin ardından şenliğe katılanlar üzerinden atlayıp dilek dilerken, Roman vatandaşlarının kıvrak dans figürleri izleyenleri büyüledi.
Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Sarayiçi alanında yapılan Kakava Şenlikleri renkli görüntülerle başladı. Şenlikleri izlemek için yerli ve yabancı çok sayıda turist gündüz saatlerinden itibaren kente geldi. Ardından otobüslerle şenlik açılışının yapılacağı Sarayiçi’ne gelen konuklar Roman dans gruplarının davul zurna eşliğinde göbek atmalarını izleyip eşlik etti. Şenlik alanında saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Edirne Valisi Hasan Duruer, Edirne Belediye Başkanvekilli CHP’li Erkan Makas ve beraberindeki şehrin önde gelenleri hep birlikte ağaç dallarından oluşan odun parçalarını tutuşturup dev Kakava ateşini yaktı. Odunların üzerine benzin döküldüğü için alevler kısa sürede yükselerek 10 metreyi buldu.
Hıdrellez ve Kakava şenliklerine katılmak için Türkiye’nin dört bir yanından, binlerce kişi turlarla ve özel araçları ile Edirne’ye akın etti. Şenliğe katılanlar davul, zurna eşliğinde göbek atıp eğlenirken, özellikle Roman vatandaşlarının kıvrak dans figürleri izleyenleri büyüledi. Ateşin kor halini almasının ardından üzerinden atlayanlar gönüllerince eğlenip, hıdrellezi kutladi.
Ancak bu guzel gundede yine Turkiyeyi hic sasirtmayan bir tablo karsimiza cikti.
Edirne Belediye Başkanlığı tarafından şenlikleri izlemeye gelenlere pilav ve ayran dağıtıldı. Bu dağıtım sırasında ücretsiz olarak verilen pilavları almak isteyenler arasında izdiham çıktı. Görevlilerin uyarısına rağmen sıraya girmeyenler adeta birbirlerini ezdi.

1 Mayıs’ta Gözaltında Alınan Herkes Serbest!

Posted: Mayıs 5, 2014 by ezgimeylul in Güncel
Etiketler:

İstanbul‘da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde yaşanan olaylar sırasında gözaltına alınan 173 kişinin tamamı serbest bırakıldı.

İstanbul’daki 1 Mayıs olayları sırasında gözaltına alınan şüphelilerin savcılık sorgusu tamamlandı.

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edilen 173 kişiden 37′si akşam saatlerinde serbest bırakılmıştı. Gecenin ilerleyen 118 kişi daha serbest bırakıldı. Kalan 18 kişiden 17′si savcılık tarafından adli kontrol şartı ile,1 kişi de tutuklanma talebi ile mahkemeye sevk edildi.

Mahkemeye sevk edilen 18 kişi de adli kontrol şartı olmaksızın sabah saat 05.15 sıralarında serbest bırakıldı.

Serbest kalanlar, adliye önünde bekleyen yakınları ve kalabalık tarafından alkışlarla karşılandı. Serbest bırakılan kişilerden bazıları ise arkadaşları ile birlikte Adliye önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.

DHA | CNN Türk

Haberin Tamamı İçin: http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/1-mayista-goz…

İdam Cezası

Posted: Mayıs 5, 2014 by simayuluc in Güncel

Ülkemizde özellikle son birkaç aydır nerdeyse her hafta ya çocuk ya da kadın cinayetlerini duyuyoruz. Her ne kadar iktidar çocuk-kadın ölüm sayısını düşürdüğünü iddia etse de rakamsal veriler bunun tam tersini bizlere acı şekilde göstermekte.  Türkiye’de çocuğun yaşam hakkı 2013 verilerine göre 2012 yılında 609 olan çocuk ölümü sayısı 2013′te 699′a yükselmiş durumda ve bu sayı günden güne artmakta. Keza kadın’a şiddet ve kadın ölümlerinde de bu sayı her geçen gün artmakta ve günümüz kanunlarıyla ne yazık ki bu durum önlenememekte. İşin kan donduran yanı ise hem çocuk hem de kadın ölümlerindeki  katillerinin hepsinin erkek olması. Hemen her gün haberlerde izlediğimiz cinayetlerde duyduğumuz kalıplar hep aynı… “Kıskandı, öldürdü. Cinnet geçirdi karısını,çocuğunu vurdu.”  Kendini toplumda tek güç gören erkek, hayatındaki kadının ve hatta çocuğunun yaşam hakkını kendi elinde olduğunu düşünmekte. Son zamanlarda fazlaca duyduğumuz çocuk ölümleri sebebiyle zorla da olsa kendini sorumlu hisseden iktidar, erkeklerin bu egoizminin önüne geçmek için yeniden idam cezasını gündeme getirmiş bulunmakta. Başbakan ve parti üyelerinin yanısıra muhalefet partiler de bu düşünceyi desteklemekte. Özellikle çocuk cinayeti işlemiş kişiler için düşünülen idam cezasının sadece bu konuyla sınırlı kalacağı ise netleştirilmiş değil. Evet bu korkunç cinayetlerin acilen önüne geçilmesi gerekiyor ancak bunun tek çözümü idam cezası mıdır sizce de?  Bunu sorgularken Mısır’daki yüzlerce kişinin idam edilmesini de hatırlamak gerekir. Türkiye, Mısır değil ancak Mısır’da bu kadar hukuksuz değildi. Bence böyle bir cezayı gündem’e getirirken doğurabileceği sonuçları ve bu ülkede  ne kadar haklı koşullarda uygulanabileceği de düşünülmelidir.

 

Türk Sosyolojisinin gelişimi üzerine Emre Kongar çok güzel bir makale yazmış, linki paylaşmak istedim. Hala gelişne şeyler var :)

 

Twitter’ın kapatıldığı, bazı muhalif TV’lerin susturulduğu, şirketlere baskınların yapıldığı, gösteri yapmanın bedelinin ölüm olabildiği bir ülkede demokrasi, ifade özgürlüğü ve hukuk rejimi kalmamıştır.

Söylenenlerden, yapılanlardan, çıkarılan yasalardan ‘nasıl bir Türkiye’ istendiği apaçık ortada. Bu Türkiye’de eleştirel fikirlere, itaat etmeyen insanlara, biat etmeyen gazetelere, şirketlere, sivil topluma yer yok.

Bu pazar dahil olmak üzere önümüzdeki bir yıl içinde yapılacak üç seçim, sistemin kalan son ‘emniyet supapları’.

Mesele seçimlerin adil, özgür ve yarışmacı karakterini muhafaza etmek.

Gelecek üç seçimde Türkiye bu geleneğini de bozmazsa sandıkla değişimin yolu açık demektir.

AKP dahil herkesin anlaması gereken bir gerçek var; Türkiye sosyolojisi ve ekonomisi otoriter bir rejime sığmaz. Demokrasi, özgürlük, farklılık ve refah talepleri engellenemez.

Aksi yönde gidiş çok tehlikeli.

İFADE & MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ

Posted: Mayıs 4, 2014 by esracelik3 in Güncel

Bağımsız İletişim Ağı (BİA), Ocak-Şubat-Mart 2014 Medya Gözlem Raporu’nu, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde açıkladı.

BİA Medya Gözlem raporunda ‘öldürülen gazeteciler’, ‘hapisteki gazeteciler’, ‘saldırı, tehdit ve engellemeler’, ‘soruşturmalar, açılan-süren davalar, kararlar’, ‘TCK 285-288′, ‘hakaret, kişilik hakları ve tazminat davaları’, ‘muzır kurulu kararları’, ”yasaklamalar, kapatmalar, toplatmalar’, ‘AİHM’ ve ‘RTÜK’ bölümleri yer alıyor.

Hapis Gazeteciler!

Kapatmalar, toplatmalar!

images490-282

http://www.imctv.com.tr/2014/05/03/bia-basbakan-uc-ayda-ifade-ozgurlugu-ihlallerinde-basrolde/

http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/bia-medya-gozlem-2013-raporu-yayimlandi

Dersim Katliamı – 4 Mayıs 1937

Posted: Mayıs 4, 2014 by bernameric in Güncel

Bugün Dersim Katliamı’nın 77. yıldönümü.

 

DERSİM’DE NE OLMUŞTU?

Kurtuluş Savaşı sonrası Dersim Bölgesi’nde aşiretler arasında süregelen çatışmalar hükümet tarafından bastırılmak istenmişti. 1935 yılında, İsmet Paşa kendisine sunulan çeşitli raporlar üzerine, Dersim Planı’nı oluşturdu. Planın hazırlık ve silahsızlandırma aşaması üç yıl olarak belirlendi. 1935 yılında Tunceli Kanunu çıkartıldı ve 1936 yılında, bölgeye asker konuşlandırıldı. Ancak bölgedeki sorunlar bitmedi.

27 Mart 1937 tarihinde Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprünün Haydaran ve Demanan aşiretleri tarafından yakılması sonucu bölgeye bir askeri harekat yapılması gündeme geldi. General Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 asker ile bölgeye gitti fakat Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprünün Haydaran ve Demanan aşiretleri tarafından yakılması sonucu bölgeye bir askeri harekat yapılması gündeme geldi. General Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 asker ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda bir hava saldırısı gerektiğine karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen’i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri’nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. Halkın saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini bombaladı. Yapılan askeri harekatlar sonrası binlerce insan öldü.

http://www.ensonhaber.com/dersim-katliaminin-77-yildonumu-2014-05-04.html

 

‘Dersim Katliamı’ hakkında daha detaylı bilgi için;

http://blog.milliyet.com.tr/yakin-tarihimizin-utanc-veren-olaylari–dersim-olaylari–1937-1938/Blog/?BlogNo=214543

linkine göz atabilirsiniz.

Bir ülke düşünün. Yıllardır barışamayan, çatışan, birbirini kıran, kırdığını kabul etmeyen.

Bir ülke düşünün. Geçmişinin üstünü örten, ölülerin üzerinden şahadet nutukları atan, bastığı yerleri toprak diyerek geçmeyip tanımakla isterken toprağı kanla sulamayı normal sayan.

Bir ülke düşünün. Birlik beraberlik yalanları içinde tüm farklılıkları silen, yaşayan dilleri öldüren, resmi ideoloji üniforması giymeyen herkesi “öteki” ilan eden.

Bir ülke düşünün. Kadınları öldüren. Çocukları tüketen. İnsanları sömüren.

Bir ülke düşünün. İktidarı yapılacak çocuk sayısından kürtaja kadar her şeye karar veren.

Bir ülke düşünün. Demokrasisini bir kuru sandığa mahkum eden. Kaderini tek bir adamın ağzından çıkana göre belirleyen.

Bir ülke düşünün. Tüm isyan, muhalefet ve direniş çabalarını basınçlı suyla ve gerekirse kurşunla yok eden.

Bir ülke düşünün. Üniversitelerinde kimin neleri araştıracağı yüksek bazı kurumlar tarafınca belirlenen.

Ve bir de

Genç bir sosyolog düşünün. Henüz yeni mezun olmuş, heyecanlı, hevesli, yaşadığı toplumu anlamak, anlamlandırmak isteyen gencecik bir yeni mezun. Taksim’in göbeğine, Ülker Sokağa gidiyor ve bu toplumun marjinalleştirdiği insanların, transların dramını anlamak istiyor, bunu topluma anlatmak istiyor. Toplumun ikiyüzlülüğünü gözler önüne sermek istiyor. Şiddeti durdurmak istiyor. Tüm bunları yaparken de tedirgin. “Ya sadece sosyolojik araştırma yapmış olmak için onların hayatlarını incelediğimi sanırlarsa? Ya onlara araştırma nesnesi olarak baktığımı düşünürlerse?”

Bir sosyolog düşünün. Davullarla zurnalarla askere gönderilen, ağlamasına izin verilmeyen bir ulusun erkeklerinin yaşadığı baskıya dikkat çekmek istiyor. İktidar vurgusu altında ezilen ve ezen erkeklerin trajedisini anlatıyor. Bu ülkede sürüne sürüne erkek olunduğunu iddia ediyor. Erkeklik algısını sarsıyor. Patriyarkanın kendi içine dönüp bakmasını istiyor. Ataerkil bir toplumda her ne kadar “ata”nın erki olsa da erkek egemen ideolojinin kadınlar kadar erkekleri de ezdiğini gösteriyor.

Bir sosyolog düşünün. Uzlaşamayan bir toplumun yaralarına dikkat çekiyor. Barış güvercininin kanatlarının nasıl kırıldığını anlatıyor. Toplumun nasıl militarize edildiğini gösteriyor. Hatalarımızı, bunların neye mal olduğunu…

Ve şimdi de

Bu ülke ile sosyologu bir arada düşünün. Olmuyor değil mi? Bu sosyolog boğulur bu ülkede, yılar, gitmek ister, başka ülkelere gitmek, “kalemi kırılmadan” araştırmalarına devam etmek ister.

Ama Pınar Selek bunu istemiyor. Pınar Selek vazgeçmiyor ve küsmüyor. Ülkesinde özgürce araştırma yapmak istiyor. Toplumu anlamak, çatışmaları, şiddeti, baskıyı sonlandırmak istiyor. Pınar Selek’i destekleyen binlerce kişi de bunu istiyor, iktidara rağmen.

Ben Pınar Selek’in adını ve davasını ilk duyduğumda İstanbul’da Yüksek Lisans öğrencisiydim. 2008 yılıydı. Mısır Çarşısı patlamasının üzerinden 10 sene geçmiş, Pınar Selek kısır döngüye çoktan girmişti. Ben ve daha pek çok kişi belki gündemi çok iyi takip edemeyişimizden belki de medyada yeterince temsil edilmediğinden Pınar Selek’in yaşadığı haksızlıktan bihaberdik. (Ve hala çok sayıda insan anaakım medyamızın gündem belirlemede son derece titiz (!) davranması nedeniyle Pınar Selek’in adını duymuş değil.)

Arkadaşlarımın genel hatlarıyla anlattığı dava bana ilk duyduğumda kelimenin tam anlamıyla “absürt” gelmişti. Siyasi polisiye romanından bir kesitti sanki anlatılan. Nasıl olur da sosyolojik çalışma yapan bir araştırmacı araştırmasına dahil ettiği kişilerin ismini paylaşmıyor diye böylesi bir kapana mahkum edilebilirdi? Nasıl olur da tüpten kaynaklandığı kesinleşen bir patlama bir araştırmacının bombalı saldırısına dönüştürülebilirdir? Daha da önemlisi, bir yalan nasıl olur da bu kadar çabuk üretilip yaygınlaştırılabilirdi?

O zamanki şaşkınlığım adalet sistemine güvenimi henüz yitirmemiş olmamdan, iktidarın nasıl işlediğini henüz kavrayamamış olmamdan kaynaklandı, sanıyorum. Seneler için bu ülkede hakikatin nasıl üretildiğini, hegemonyanın nasıl kurulduğunu bizzat gözlemlediğim için bu davanın “gerçek” olduğunu artık kabul ediyorum.

İktidar mekanizmalarının nasıl işlediği herkesin malumu. İktidar baskıyı, şiddeti, öldürmeyi sever. İktidar bu yüzden bas bas bağırır, dehşet saçar, terör oluşturup terör suçundan insanları mahkum eder. Bu düzeni bozmak isteyen herkesi de anında ipe götürür. İktidarın yargısı da yasaması da yürütmesi de iktidarı sağlamlaştırmak için çalışır, eleştirmek için değil. Güçler ayrı değildir asla, hedef de tekdir. Bu sistemi ancak ve ancak sistemin nesne haline getirdiği insanlar “özne” haline gelerek bozar. İşte bu yüzden Pınar Selek iktidarın hedefi haline getirildi. İktidara tehdit oluşturduğu için.

Artık Türkiye adalet sistemi bu tabloyu görmek zorunda. Pınar Selek’in sosyolojiyi hapsolduğu kütüphane raflarından, akademisyen sohbetlerinden çıkarıp hayatımıza katan bir araştırmacı olduğunu, ona en çok da bu yüzden ihtiyaç duyduğumuzu anlamak zorunda. Pınar Selek’ten araştırmasına katılanların isimlerini isteyerek asıl polisin akademik etikle bağdaşmayan bir hataya düştüğünü idrak etmek zorunda. Adalet, Pınar Selek’i rahat bırakmak zorunda.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis Pınar Selek’e kesilecek bir ceza değil. 11 Haziran’da açıklanacak karardan Pınar Selek’in beraatının çıkmasını bekliyorum. Ben Pınar Selek’in daha nice araştırmalarını okumak istiyorum, hapiste çürütülmesini görmek değil. Pınar Selek’in ağırlaştırılmış müebbet hapsi kesinleşirse, bu ceza Selek’in kendisine de, sosyal bilimlere de Türkiye’ye de kesilmiş bir ceza olacak. Bilimin, düşüncenin özgürleşmesi adına Pınar Selek’in beraatını talep ediyorum. Bu distopyadan çıkmak için, rahat nefes alabilmek için Pınar Selek ve Pınar Selek gibi haksız yere mahkumiyeti istenen herkesin serbest bırakılmasını istiyorum. 11 Haziran’ı sabırla ve umutla bekliyorum. “O beraat gelecek, sosyal bilimler biat etmeyecek!” (HB/EKN)

Via bianet.org

http://bianet.org/biamag/insan-haklari/155409-o-beraat-gelecek

Taksimde 1Mayıs Hazırlıkları

Posted: Nisan 30, 2014 by yagmursikilar in Güncel

Taksim Meydanı’nda polis 1 Mayıs hazırlıklara başladı.

Hükümet 1 Mayıs için Taksim’de kutlamaya izin vermezken, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin oluşturduğu 1 Mayıs Komitesi, “Akıl dışı hukuk dışı yasağa karşı biz Taksim’deyiz.” dedi.

İstanbul Valiliği’nin yaptığı açıklamayla Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamasına yasaklanmasının ardından, içinde emniyet yetkililerinin bulunduğu bir polis helikopteri Taksim ve çevresinde keşif uçuşu yaptı. Helikopter, dakikalarca Taksim ve çevresinde uçuş yaptıktan sonra ayrıldı. Öte yandan Taksim ve çevresinde bulunan MOBESE kameraları kontrol edildi.

Arızalı bazı kameralar bakıma alındı. Günler öncesinden Taksim ve çevresine getirilen demir polis bariyerlerinin de akşam geç saatlerde belirlenen noktalara kurmaya başladı.

İstanbul’da yarın (1 Mayıs’ta) 39 bin polis görev alacak. Bu polislerin 19 bini Taksim ve çevresinde görev yapacak. 50 de TOMA kullanılacak.

20140430-174339.jpg

Suriye Meselesi Tarihsel Ve Sosyolojik Açıdan Çözülmeli

Posted: Nisan 30, 2014 by yagmursikilar in Güncel

Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suat Kolukırık, Arap Baharı’nın; Osmanlı coğrafyasındaki yüzyıllık hesaplaşmanın devamı olduğuna vurgu yaparak, Suriye meselesinin tarihsel ve sosyolojik gerçekler üzerinden çözülmesi gerektiğini savundu.

‘SOSYOLOJİK ŞİFRELERİ ANLAMAK GEREK’

‘Osmanlı imparatorluğu’nun çöküşünün sosyolojik dinamikleri kavranmadan bugünkü Arap Baharı anlaşılamaz’ diyen Doç. Dr. Suat Kolukırık, “Gerçekte Arap Baharı, batının Osmanlı coğrafyası üzerindeki yüzyıllık hesaplaşmasının bir devamıdır ve batılı başkentlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ‘kolonileştirme’ politikalarının bir uzantısı ve sosyal mühendislik projesidir. Arap Baharı hegomonik bir güce ulaşmış batı için Afrika ve Ortadoğu’nun yeniden planlanması amacı taşımasının yanı sıra, Türkiye’yi içe kapama stratejilerini devam ettiren süreçtir. Arap sermayesinin İstanbul’a akışını önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapanların demokrasi iddialarından bahsedilemez. Bahar kışa döndü.” diye konuştu.

‘YÜZYILLIK SORUNLAR DEVAM EDİYOR’

Devam eden sorunların Osmanlı döneminin bakiyesi olduğunu hatırlatan Kolukırık, “Anadolu coğrafyası etrafında gelişen bir takım olayların; Bosna, Kosova, Kıbrıs, Karabağ, Filistin ve Kuzey Irak sorunlarının bize Balkan, Musul, Filistin, Kafkaslar ve Ege sorununun kaldığı yerden devam ettiğini göstermektedir. Bu bölgelerde ortaya çıkan kargaşa ve istikrarsızlık İstanbul’un, Anadolu’nun ve tüm Osmanlı topraklarının savunusunu içermektedir” dedi.

SOSYOLOJİK GERÇEKLER İLE ÇÖZÜM ÖNERİSİ

Suriye meselesini ‘Anadolu’nun varlık ve beka sorunu’ olarak değerlendiren Doç. Kolukırık, “Bugünün Türkiyesi’ndeki sınır problemlerini ve komşularla ilişkilerimizi tarihsel boyutlar içerisinde değerlendirmek önemlidir. Nitekim belirgin bir gündem maddesi oluşturan ‘Suriye meselesi’, ‘içe kapanmayı savunan akıl’ ile ‘varlık ve beka’ sorunu gören aklın karşı karşıya geldiği bir alan olmanın dışına çıkmalıdır. Suriye meselesi, karşıtlık ekseni üzerinden değil, tarihsel ve sosyolojik gerçeklikler üzerinden çözülmesi gereken bir konudur. ‘Şam’da, Bağdat’ta ne işiniz var’ diyen seküler aklın kodları doğru okunmalıdır ve bu aklın Anadolu coğrafyasına hiç bir faydası yoktur” değerlendirmesini yaptı.

‘HESAPLAŞMA BİTMİŞ DEĞİL’

Batılı devletlerin Anadolu coğrafyası üzerindeki hesaplarının devam ettiğini vurgulayan Kolukırık, “Osmanlı coğrafyasını cetvelle şekillendiren müteahhitler, Batı imparatorluklarının petrol ihtiyacını güvenlikli bir biçimde sağlamayı hedeflemişlerdi. Ortadoğu ve Balkanlar’dan çekilmemizi isteyenlerin nasıl bir sömürge alanı oluşturduğu iyi anlaşılmalıdır. Osmanlı coğrafyasının geniş sınırları Anadolu merkezli devleti kurtarma alanına kaydırılmış ve imparatorluk kodlarının terk edilmesi beraberinde Balkanlar ve Ortadoğu’daki jeopolitik ve jeokültürel kodlarında terk edilmesi sonucunu doğurmuştur.” şeklinde konuştu.

‘KAYGI ORTAMI OLUŞTURULMAK İSTENİYOR’

Coğrafyamız üzerinde insanları ayrıştırma politikası uygulayanların olduğuna dikkat çeken Kolukırık şöyle konuştu: “Kendisini laik, muhafazakar, Kemalist, İslamcı, Kürtçü ya da başka bir kimlikle tanımlamak isteyen gruplar son tahlilde çöküşe karşı tepki vermektedirler. Osmanlının tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte Anadolu’da yaşayan kimlikler belirsizlik ve kaygı ortamına itilmiş ve anlamlı bir çıkış yolu denenmeye çalışılmaktadır. Osmanlı coğrafyası üzerinde harita çizenler, insan ve kültürün kadim bir oluşum olduğunu unutmuş görünüyorlar.”

But First, Let Me Take A “SELFIE”

Posted: Nisan 29, 2014 by nevinorhan in Güncel

‘Selfie’ Oxford tarafından yılın kelimesi seçildi.
“Bir kişinin telefon kullanarak kendi fotoğrafını çekmesi” ve daha sonra internette paylaşması anlamına gelen selfie, tüm dünyada kullanılıyor.

Sosyal medya uzmanı akademisyen Yrd. Doç. Dr. Ali Murat Kırık, son günlerde gerek Türkiye’de gerekse de dünyada adından sıkça söz ettiren “selfie” konusuna açıklık getirerek; ‘Selfie son günlerde sosyal medyanın akışına damga vurmuş en büyük çılgınlıktır’ dedi. Her yaştan her kesimin selfie tarzında fotoğraf çekmesinin en temel nedeninin ise bireyin sosyal medyada ön plana çıkma ve başkaları gibi olma arzusu olduğunu belirtti.

Sosyal medya üzerine önemli çalışmaları olan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Murat Kırık, son günlerde özellikle gençlerin yoğun ilgi gösterdiği selfie tarzındaki fotoğraf çekiminin sosyal medyada had safhaya ulaştığını belirterek, selfienin Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal paylaşım ağlarının çehresini değiştirdiğine vurgu yaptı. ‘Kendimce’ kelimesinin selfie yerine kullanılabileceğini belirten Kırık, selfienin uzun bir süre daha internet gündemini meşgul edeceğini ifade etti.

Yrd. Doç. Dr. Ali Murat Kırık, Selfienin tarihinin çok eskiye dayandığını belirterek, Selfie’nin tarihini şöyle anlattı:

Selfie, bir kişinin kameralı cep telefonu ya da dijital fotoğraf makinesiyle kendisini ya da kendisiyle birlikte çevresini aynı kadraj içerisinde görüntüleyip fotoğrafını çekmesidir. Bu kelime Türkçe olmamakla birlikte, İngilizce’de kullanılan bir kelimedir. Ancak globalleşmesinin etkisiyle birlikte Türkçe’de de yaygın bir şekilde kullanılmaya başlamıştır. Selfie, Oxford Üniversitesi Sözlüğü tarafından 2013 yılının kelimesi seçilmiştir. Ancak selfienin geçmişi 1839 yılına dayanmaktadır. Amerikalı fotoğrafçı Robert Cornelius’un çektiği oto-portre fotoğrafı dünya tarihinin bilinen ilk selfiesidir. Dolayısıyla sosyal medyada paylaşılan ve ilk selfie olarak adlandırılan fotoğraflar gerçeği yansıtmamaktadır.

‘Selfie, sosyal medya nedeniyle çılgınlık derecesine ulaştı’ ifadesini kullanan sosyal medya uzmanı Kırık, “Selfie tarzındaki fotoğrafların yaygınlaşmaya başlamasında sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Facebook, MySpace, Twitter ve Instagram gibi sosyal paylaşım ağlarının varlığı selfie çılgınlığının birincil nedenidir. Çünkü kitle iletişim araçlarına internet teknolojisinin entegre edilmesi sosyal paylaşım ağlarının cazibesini önemli ölçüde arttırmıştır. Ayrıca bilgisayar tabanlı sistemlerin gelişim göstermesi, geleneksel medyanın giderek güç kaybı yaşamasına neden olmuş, böylece yeni medya ön plana çıkmıştır. Günümüzde taşınabilir, hareketli her türlü kitle iletişim aracı üzerinden sosyal paylaşım ağlarına erişim mümkündür. Bu sayede yaşamın hemen hemen her noktasında çevrimiçi kalabilmek ve sanal topluluklar arasında yer almak ve çekilen bir fotoğrafı sanal alemde paylaşabilmek olanaklı bir duruma gelmiştir. Bilginin eğlence ile desteklenmesi sosyal paylaşım ağlarının cazibesini ise had safhaya ulaştırmıştır” diye konuştu.

Selfie tarzında fotoğraf çekmenin birçok nedeni olduğunu vurgulayan Kırık, açıklamalarına şöyle devam etti:

Sosyal paylaşım ağları içerisinde var olan birey, topluluk bilinci içerisinde bulunmakta ve birileri tarafından izlendiğini, takip edildiğini bilmektedir. Geniş bir kanal çeşitliliğine sahip sosyal medyayı gençler daha yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Yapılan araştırmalardan da gençlerin sosyal medyada daha çok paylaştım yaptığı açık bir şekilde görülmektedir. Dolayısıyla selfie çekimlerinin gençler arasında yaygınlaştığını söylemek mümkündür. Tabii bu durumun çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Öncelikli nedeni kişinin kendini tatmini ve varlığını çevresiyle paylaşmaktır. Selfie çekmek kişiye özgüven aşılamakta ve var olduğunu yakın çevresine ya da takipçilerine yansıtmaktadır. Selfie aynı zamanda bir prestij göstergesidir. Kişi ne giyindiğini, ne yediğini, hangi mekanda kiminle olduğunu bir fotoğraf karesiyle paylaşabilmektedir. Özenme ve başkaları gibi olma arzusu da selfienin yaygınlaşmasının temel nedenlerinden bir tanesidir. Sosyal paylaşım ağlarında sürekli kendini ön plana çıkarma arzusu kişinin sanal çevresinden kaynaklanmaktadır. Yani kişi sanal çevresinde selfie çeken arkadaşlarını görmekte ve onlar gibi olma arzusu içerisine girmektedir. Bunu taklit ya da başkasına benzetme şeklinde değerlendirmek de mümkündür. Selfienin egozimi ön plana çıkardığını da söylemek mümkündür. Kişinin kendine vurgu yapması ve kendini olduğundan daha farklı göstererek kadraja sokması psikologlar tarafından bencillik duygusunun yansıması şeklinde değerlendirilebilmektedir

Her yaştan her kesimden insan selfieye ilgi gösteriyor

Sanal iletişimin sınırlı bir etki alanına sahiptir. Bu nedenle sosyal paylaşım ağlarının fiziksel ve zihinsel gelişimi zedelediğini söyleyebilmek mümkündür. Siyasi liderlerden, öğretmenlere, öğrencilerden birçok farklı meslek grubuna kadar herkes selfie fotoğraf çektirmektedir.” diyen Kırık, şu ifadeleri kullandı: “Bu nedenle oto-portre çekmeyi davranışsal bir bozukluk şeklinde değerlendirmek mümkün değildir. Ancak herkesin farklı bir amacının bulunduğu da bir gerçektir. Örneğin; ABD Başkanı Barack Obama ve Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Beyaz Saray’ın Instagram hesabından paylaşıtığı selfie fotoğraf hem tün dünyayı şaşırtmış hem de olumlu bir etki yaratmıştır. Yani bu fotoğraf halk ve başkan arasında keskin sınırların olmadığını adeta yansıtmıştır. Aynı şekilde başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da birçok kimseyle selfie tarzında fotoğraf çektirmesi ve bu fotoğrafların sosyal medyada paylaşılması halk nezdinde siyasi liderlere olan sevgiyi arttırmaktadır. Çünkü halk kendinden olanı ve kendi gibi yaşayanı sevmektedir. Sporcuların, sanatçıların, siyasetçilerin, akademisyenlerin… vb. selfie tarzında fotoğraf çektirmesi halka yakınlığı, halkın içinden olmayı yansıtmaktadır

Selfie bir dönem daha sanal gündemi meşgul edecektir

Son olarak selfie çılgınlığının uzun bir süre sosyal medya gündemini işgal edeceğini söyleyen Kırık ‘Fakat sürekli olarak selfie fotoğraf çekilmesi ve kişinin kendini olduğundan farklı gösterme arzusunun ileride yaşanacak kimlik sorunlarına, ruhsal bunalımlara yol açacağını da belirtmek pek yanlış olmayacaktır. Teknolojinin sürekli gelişim gösterdiği günümüz dünyasında sınırları aşan selfie adeta çılgınlık boyutuna ulaşmış ve kişisel tatmin sağlayan temel bir olgu durumuna gelmiştir. Yakın bir gelecekte selfie tarzındaki fotoğraflar üzerinde daha düşünsel ve akademik çalışmaların gerçekleşeceği kuvvetle muhtemeldir’ uyarısında bulundu.

http://www.medyatava.com/haber/sosyal-medya-uzmanindan-selfie-aciklamalari-neden-bu-kadar-populer-oldu-gundemi-ne-kadar-daha-mesgul-eder_106116#sthash.Wy0pmAhX.dpuf

SELFIE MODASINA İLK KURBAN…

Bursa’da Halis Türk ve Semih Altınay isimli iki genç, gözetleme kulesinde Selfie fotoğrafı çekmek isterken kuleden düştü.
Selfie aşkı bu kez Bursa’da ölüm getirdi. Halis Türk ve Semih Altınay, hatıra fotoğraf çektirmek için çıktıkları gözetleme kulesinden düştü. Yaklaşık 6 metrelik yüksekten düşen Halis Türk yaşamını yitirirken Semih Altınay yaralandı.Bursa’da Merkez Nilüfer ilçesine bağlı Badırga Köyü Solak Çayırlar mevkiisinde Halis Türk (30) ve Semih Altınay (28), sosyal paylaşım sitesine yüklemek amacıyla arkadaşlarıyla “selfie” fotoğraf çekmek istedi.Türk ile Altınay, fotoğraf çekimi için sanayi sitesi inşaatının gözetleme kulesine çıktı. Kulede yaslandıkları direğin kırılması sonucu yaklaşık 6 metre yüksekten düşen Türk ve Altınay yaralandı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan yaralılardan Türk, müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Kolu kırılan Altınay’ın ise tedavisinin sürdüğü bildirildi. Türk’ün cenazesi, Bursa Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

http://www.avrupagazete.com/turkiye/55904-selfie-can-aldi.html

IRKÇILIĞA KARŞI Hepimiz Maymunuz !

Posted: Nisan 29, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Geçtiğimiz günlerde Brezilyalı futbolcu Dani Alves’e yönelik ırkçı hareket gündemi oldukça doldurmaya başladı. Sosyal medyada bir çok futbolcu ve teknik direktör muz dolu mesajlar vermeye başladı. Maç sırasında Alves’e atılan muz insanların halen ırkçılık yaptığını alenen gözler önüne seriyor. Insanlık için utanç verici olan bu durumu da umarım aşar, bu dereceye gelen holiganizm anlayışını kınarım.

Haberle alakalı detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz

http://bianet.org/bianet/spor/155319-hepimiz-maymunuz

Mısır’da 683 İdam Cezasına Tepki

Posted: Nisan 29, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Mısır’da ilk Müslüman Kardeşler davasında verilen 529 ölüm cezasından 37′sinin onaylanmasının ardından 683 kişiye daha idam cezası verildi. Dışişleri Bakanlığı uluslararası topluma tepki vermesi çağrısı yaptı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Mısır’daki idam kararlarına ilişkin, “İnsanların çok basit bir suçlamayla ve çok basit bir yargılamayla idama mahkum edilmesi sadece Mısır’ın yüz karası değil. Buna sesini çıkarmayan, buna karşı çıkmayan, bu idam cezalarından dolayı yönetimi suçlamayan ülkelerin bulunması da çok vahim. Bu vahim yanlıştan dönülmesini umuyoruz. Türkiye’nin gerekli tepkiyi verdiğini düşünüyorum, ama başta ABD olmak üzere AB’ye üye ülkeler olmak üzere bütün ülkelerin de idamlara karşı çıkması gerektiğini düşünüyorum ” dedi. Umarım yeterince seslerimizi çıkartıp bu idamlara dur diyebiliriz.

Detaylı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

http://bianet.org/bianet/insan-haklari/155301-misir-da-683-idam-cezasina-tepki

Çocuk Yaşta Evlilik – Türkiye

Posted: Nisan 29, 2014 by esracelik3 in Güncel

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği’nin (ÇİMDER) birlikte düzenlediği panelde ortaya çıkan acı gerçek şöyle: “Çocuk evliliklerinde dünyada 7. sıradayız ve ülkemizde 5,5 milyon çocuk gelin var.

Küçük yaşta evlilik ataerkil toplumlarda, gelenek ve göreneklerden kaynaklanan bir durumdur. Bazı aileler, çocuk yaşta evliliğin kız ve ailesinin namusunu koruduğuna, zira kızın bekâretini evlenmeden kaybetmesine ve evlilik dışı cinsel ilişkiye girmesine engel olduğuna inanmaktadır. Kız çocuklarının evlendirilmesini meşrulaştırmak için kullanılan ifadeler, genç yaşta evlendirme yönündeki sosyal baskının ve ataerkil anlayışın dile ne kadar girmiş olduğunu, cinsiyet eşitsizliğini nasıl körüklediğini göstermektedir.

Diğer küçük yaşta evlilik nedeni ise; evde yaşanan anlaşmazlıklar, şiddet, baskı, yolsuzluk ve işsizlik gibi sorunlar sonuncunda çocuklar evlililiği kurtulma olarak çözüm görürler ve kendileri evlenmek isterler.

Buradan hareketle, erken yaşta evliliklerin önüne geçilmesi için öncelikle, kız çocuklarının eğitimine önem vermeyen ve eğitim ve öğretimini yarıda kesen ailelere yönelik özel yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Ebeveynlere, erken yaşta evliliklerin, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini olumsuz yönde etkilediği konusunda eğitimler verilmelidir. İşsizlik nedeniyle kız çocuklarının erken yaşta evlenmesine neden olan ebeveynlere istihdam alanları yaratılmalı ve yoksulların yaşam düzeyi geliştirilmelidir. “Kocasına daha iyi itaat eder” düşüncesi ile kız çocuklarını erken yaşta evlendiren zihniyetin değişim ve dönüşümünü sağlamak amacıyla konu ile ilgili kurum ve kuruluşlar ortak çalışmalar yaparak gerekli önlemleri almalıdır. Yanlış din algılarının değişimi için Diyanet İşleri Başkanlığı halkı bilinçlendirme çalışmaları yapmalıdır.

Çocuk sayısının yoğun olduğu bölgelere aile planlaması ve doğum kontrol yöntemleri hakkında yapılan çalışmalar artırılmalıdır. Aynı zamanda, akraba evlilikleri ve erken yaşta evliliklerin risklerine yönelik eğitimler verilmelidir. Eğitim, çalışma ve yaşama hakları çocukların elinden alınmamalıdır. Onların alacağı eğitim, bilinçli yetiştirecekleri çocuklar, ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacaktır.

ucan supurge cocuk yasta evlilik sucturmercek.5.3

http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:Y0Z-8DtTIUAJ:unfpa.org/webdav/site/eeca/shared/documents/publications/Turkey%2520Turkish.pdf+&cd=6&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

AK Parti Yalova İl Başkanı Mustafa Pehlivan ve 40 kişilik il yönetimi istifa etti.

Ak Parti Yalova İl Başkanlığı’nda istifa şoku yaşandı. İl Başkanı Mustafa Pehlivan ve 40 kişilik il yönetimi istifa etti. Konu ile ilgili basın toplantısı düzenleyen İl Başkanı Mustafa Pehlivan yeni yönetimin iki gün içinde açıklanacağını bildirdi.

Pehlivan sözlerine şöyle devam etti:

“ÇOK DA BAŞARILI BİR SEÇİM SONUCU YAKALADIK ANCAK…”

“2 yılı aşkın olarak, yönetim kurulumuzla birlikte, şerefle, azimle ve kararlılıkla il başkanlığı görevini yürüttüm. Bu süreçte mahalli seçimlerin başarılı geçmesi hususunda azami gayret gösterdik. Çok da başarılı bir seçim sonucu yakaladık. Ancak il genelindeki başarımızı ne yazık ki il merkezimizde yakalayamadık ve 1 Haziran’da yenilenecek seçimlerde hem partimizin hem Yalovamızın önünü açmak adına il başkanı ve yönetim kurulu olarak istifa etmenin doğru olacağını ve partimize katkı sağlayacağına inanarak istifa ettim.

“PARTİMİZİN EMRİNDE OLACAĞIM”

Bu süreçten sonra da gerek yenilenen mahalli seçimlerde, gerekse sonraki süreçte partimizin emrinde olacağım. Sayın Başbakanımızın liderliğindeki Ak Parti kadrolarında yer almak benim için bir şereftir.

Bu seçim sürecinden sonra cumhurbaşkanlığı seçiminde de partimizin bir neferi olarak çalışacağımdan kimsenin kuşkusu olmasın. Kurucusu olduğum partimin başarısı için teşkilatımızla birlikte bütün gücümüzle çalışmalarımıza devam edeceğiz. Kazanan Ak Parti olacaktır. Yalova kamuoyu ve partimizin vefakâr mensuplarına saygı ile duyurulur.”

haberler.com

Haberin Tamamı İçin: http://www.haberler.com/ak-parti-de-40-kisi-istifa…

Gizem Akdeniz & Umut Zambak

Posted: Nisan 29, 2014 by ozkayaselin in Güncel

Çocuk katillerine, tacizcilere dur demenin vakti gelmedi mi? Hala neden kökten çözümler üretemiyoruz bu psikopatlara karşı? Ülke gittikçe büyürken tabutlar gittikçe küçülüyor ve biz çözümler üretemiyoruz. Ne yapılmalı bilmiyorum, gerçekten idam gelmeli mi bu insanlar için? Şimdi Umutla Gizemin katillerini besleyecek ya bu devlet, utanıyorum. Neden zamanında bulamadınız bu çocukları, neden? Ne çocuk katillerine, ne çocuk gelinlerine ne de çocuk pornosuna dur diyemedikçe bu utanç hepimizin. Şimdi iki melek daha gitti gökyüzüne, yeryüzünde bütün pislikleri bırakarak. Mekanları cennet olsun.

Umut ve Gizemle ilgili habere aşağıdaki Anadolu Ajansı’nın linkinden ulaşabilirsiniz.

http://www.aa.com.tr/tr/haberler/319527–adanada-kaybolan-6-yasindaki-gizemin-cesedi-bulundu

Merhaba Arkadaşlar,

Türk Sosyologlarına bakarken Sevda Demirbilek’in Cinsiyet Ayrımcılığı üzerine yazdığı bir makale buldum. Makale’nin özet kısımını ve linkini sizlerle paylaşıyorum. Umarım beğenirsiniz.

Özet:

Geleneksel cinsiyet rolleri ve sosyalleşme süreci bazı sorunlara yol açmaktadır.Kadına yönelik cinsiyet ayırımcılığı da, bu sorunlardan birisidir. Cinsiyet ayırımcılığı,kadına yöneliktir ve evrensel bir sorundur. Hemen her toplumda kadınlar,erkeklere göre daha düşük statüye sahiptirler. Bu makalenin amacı, cinsiyet ayırımcılığını sosyolojik yaklaşımlar açısından incelemek ve cinsiyet ayırımcılığı alanları ile bu ayırımcılığı önleme çabaları üzerinde durmaktır.

http://www.ekonomikyorumlar.com.tr/dergiler/makaleler/511/Sayi_511_Makale_01.pdf

 

Diziler Türk Toplumunda Çok Seviliyor, Neden?

Posted: Nisan 29, 2014 by ezgimeylul in Güncel
Etiketler:

Toplum kendini ifade edemiyor.

Son dönemin en popüler dizileri Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi, Ezel, vb. de aşk, ihanet, aile içi çatışmalar, şiddet, intikam ve cinayetlerin fazlaca yer aldığının altını çizen CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; “Bu dizilerde neredeyse huzurlu ve mutlu geçirilen hiçbir an yok ya da her mutlu andan sonra mutlaka kötü bir haber alınıyor. Dizi karakterleri mutlu olduklarına bile sevinemiyorlar. Gözyaşı, acı, üzüntü daha fazla ilgi çekiyor. İhanet çok normal bir kavrammış gibi karşılanıyor. Evlilik kavramı artık farklı algılanmaya başlandı. Birlikte yaşama, babasız çocuk sahibi olma doğal karşılanır hale geldi. Zaten ensestin, tecavüzlerin, tacizlerin, aile içi şiddetin yaygın olduğu bir toplumuz. Toplum mu dizilerin konularını belirliyor yoksa diziler mi toplumu etkiliyor, bu konuda uzmanlar araştırmalar yapmalılar. Belki de bu diziler şu an toplumun geldiği son durumu yansıtıyor olabilir.’’ dedi. İçe kapanık bir toplum olduğumuzu da söyleyen Psk. Bacanak; “Yetiştiriliş tarzı itibariyle toplum olarak genelde duygu ve düşüncelerimizi fazlaca dile getirmeyen, hakkını aramayan, kendini ifade etmekte güçlük çeken bir toplumuz. Bu nedenle de dizilerde izlediklerimiz belki de olmak istediğimiz karakterlerdir. Her insan bir durumdan aynı şekilde etkilenmez. Bir kişi için olumlu olan diğer kişi için olumsuz anlam taşıyabilir. Diziler %100 halkın ruh sağlını bozar diyemeyiz, ancak kişilerin etki altında kalması ve olumsuz eylemlerde bulunmaları mümkündür. Bu diziler hazırlanırken olası etkileri iyi bir şekilde tahlil edilmeli ve mutlaka sosyal psikoloji alanında bilgili uzmanların desteği alınmalıdır.’’ dedi.

İNTİHARIN SOSYOLOJİK NEDENLERİ

Posted: Nisan 28, 2014 by yagmursikilar in Güncel

İNTİHARIN SOSYOLOJİK NEDENLERİ
Günümüzde intihar oranı oldukça artmıştır. Bu artışın sebeplerine baktığımızda ise hala Durkheim formunun olduğunu görmek mümkündür. Bu nedenle kendi düşüncelerim doğrultusunda bu yazıyı paylaşmak istedim. İntiharın toplum dışında daha baskın sebepleri olduğunu düşünen arkadaşlarım da var ise görüşlerini bilmek isterim.
İntihar söz konusu olduğunda en önemli faktörün toplumsal faktörler olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü toplumsal yapı, fiziki çevresini olduğu kadar, insanını da denetim altına alabilmektedir.
“İntihar etmek belki insan doğasına aykırıdır; ama elverişsiz toplumsal koşullar da insana karşıdır. Bu elverişsiz koşullara karşı verilen savaşta ise herkesin aynı direnci göstermesi her zaman için olası değildir.”
Sosyologlar, toplumun bireyleri üzerindeki kontrolünün başarısız olması sonucu intiharların ortaya çıktığını savunurlar. Sosyolojik teorilerin çok büyük bir çoğunluğu Durkheim’in teorisinden etkilenmiştir. Durkheim, intiharın nedenlerin araştıran bir çalışma yapmıştır, ki bu çalışma sosyal bilimlerde istatistik yöntemlerin kullanıldığı ilk çalışmadır.
İstatistikler belirli bir toplumda beş on yıllık intiharların yıllık toplamının hemen hemen aynı kaldığını göstermektedir. Bu nedenle intiharın nedenlerinin bireyden çok toplumda aranması gerekir.
Durkheim, intiharın toplumsal nedenlerini ele almadan önce, toplumsal olmayan nedenleri üzerinde durur ve bunların intiharla olan ilişkilerini belirlemeye çalışır. Psikolo-organik ve fizik çevre gibi toplumsal olmayan nedenlerle intihar oranlarını istatistiksel olarak karşılaştırır.
Ona göre, akıl hastalığı, sarhoşluk ve ırk gibi psiko-organik özelliklerle intihar arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Akıl hastalığı oranı kadınlarda daha yüksektir, oysa intihar oranı erkeklerde yüksektir. Yine, yahudilerde delilik oranı yüksek olduğu halde, intihar oranı düşüktür. Almanya’nın bazı bölgelerinde, diğerlerine oranla alkol tüketimi fazla olmasına rağmen, buralarda intihar oranının az olması ve Germen ırkına bağlı toplumların herbirinde intihar oranlarının farklı olması sarhoşluk ve ırk gibi değişkenlerle intihar arasında bir ilişki olmadığını gösterir.
İklim ve kosmik etmenlerle intihar arasında zorunlu bir ilişkinin olmadığını da, belirli bir toplumda çağdan çağa intihar oranının değişmesini göstererek belitir. Bazı mevsimlerde intihar oranının artması ya da gündüzleri intihar oranının geceye göre daha fazla olması, o zamanlarda toplumsal hayatın daha yoğun bir biçimalmasındandır.